1. Hukuk Dairesi 2017/4671 E. , 2019/3187 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL-TENKİS-TAZMİNAT
Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil, tenkis, tazminat davası sonunda, yerel mahkemece davanın kısmen kabulüne ilişkin olarak verilen karar davalılar ..., ..., ... ve ... vekili ve davalı ... tarafından yasal süre içerisinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 21.05.2019 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davalılar vekili Avukat ... ile temyiz edilen davacı ... ve vekili Avukat ... geldiler, davetiye tebliğine rağmen temyiz eden davalı ... ve temyiz edilen davalı ... vekili Avukat, davalı ..., davalı ..., davalı ... gelmedi, yokluklarında duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
-KARAR-
Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, olmazsa tenkis ve tazminat isteklerine ilişkindir.
Davacı, kök mirasbırakanı ..."in, tapulu taşınmazını 07.12.1962 tarihinde dava dışı ..."a, adı geçenin de bir gün sonra mirasbırakanın çocukları ve davalıların mirasbırakanları olan ... ve ..."e satış suretiyle devrettiğini, taşınmazın kadastro tespiti sonucu ... ada ... parsel olarak 30.03.1979 tarihinde ... ve ... adına 1/2"şer oranda tespit ve tescil edildiğini, sonrasında imar uygulamasına tabi tutulduğunu ve imar parsellerinin bir kısmının üçüncü kişilere devredildiğini ileri sürerek davalılar adına kayıtlı taşınmazlar bakımından tapu iptali ve tescile, olmazsa tenkise, üçüncü kişilere devredilen taşınmazlar yönünden ise tazminata karar verilmesini istemiştir.
Davalılar ..., ..., ... ve ..., mirasbırakan ..."in ekonomik olarak zor duruma düşmesi nedeni ile dava konusu taşınmazı dava dışı ..."e sattığını, ... ve ..."in de aile taşınmazına sahip çıkmak için borç alarak taşınmazı Hüseyin"den geri aldıklarını, devrin muvazaalı ve mal kaçırma amaçlı olmadığını belirterek davanın reddini savunmuşlardır.
Davalı ..., devir tarihinden uzun süre geçtikten ve mirasçılar arasında paylaşım yapıldıktan sonra eldeki davanın açılmasının 4721 sayılı TMK"nun 2. maddesine aykırı olduğunu belirterek davanın reddi gerektiğini bildirmiştir.
Diğer davalılar, usulüne uygun tebligata rağmen davaya cevap vermemişlerdir.
Davanın hakdüşürücü süre geçtikten sonra açıldığı gerekçesiyle reddine ilişkin olarak verilen karar Dairece; “… Somut olayda miras bırakan kadastro tespitinden sonra öldüğüne göre 3402 Sayılı Yasanın 12/3.maddesinde öngörülen hak düşürücü sürenin uygulanamayacağı tartışmasızdır. Hal böyle olunca, işin esasına girilerek gerekli inceleme ve araştırmanın yapılması, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması doğru değildir...” gerekçesiyle bozulmuş, mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılamada davalılar adına kayıtlı olmayan dava konusu ... ada ... parsel yönünden davanın reddine, diğer taşınmazlar bakımından ise muvazaa iddiasının kanıtlandığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; tapunun 07.12.1962 tarih 35 sıra numarasında kayıtlı taşınmaz 1959 yılından beri ... karısı ve ... kızı mirasbırakan ... adına kayıtlı iken dava dışı ..."a, satış suretiyle temlik edildiği, adı geçenin de bir gün sonra, 08.12.1962 tarihinde, mirasbırakanın oğulları olan ... ve ..."e ½"şer pay ile devrettiği, kadastroca anılan tapu kaydı uygulanarak ... ada ... parsel olarak ... ve ... adına 1/2"şer pay ile tespit ve tescil edildiği, ..."in ...parsel sayılı taşınmazdaki ½ payının intifa hakkını üzerinde tutarak, 1/4"er hisse ile davalı çocukları İkbal ve ..."e bağış suretiyle devrettiği, taşınmazın 24.03.1999 tarihinde imar uygulamasına tabi tutulduğu ve çekişme konusu ... ada ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... sayılı, ... ada ..., ..., ..., ..., .., ... sayılı, ... ada ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... sayılı, ... ada ... ve ... sayılı, ... ada ... sayılı, ... ada ... sayılı, ... ada ... sayılı parsellerin meydana geldiği, ..."in oğlu davalı ..."nun ... ve ... aleyhine ... Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığı 1998/883 E sayılı tenkis davası sonucunda anılan imar parsellerinde pay sahibi olduğu, 08.11.2005 tarihinde taraflar arasında taksim yapıldığı, bir kısım taşınmazların üçüncü kişiler adına, bazılarının ise davalılar ..., ..., ... ve bir kısım davalılar murisi ... adına kayıtlı olduğu, mirasbırakan ..."in 19.07.1990 tarihinde öldüğü, geriye kendisinden sonra ölen oğlu ..."in çocukları olan davalılar ..., ... ile ..."in kendisinden evvel ölen oğlu ..."ın çocukları davalılar ... ve ... ile murisin kendisinden sonra ölen oğlu ..."ın eşi davalı ... ile davalı çocukları ... ..., ... ve ... ile murisin kızı ..."den olan davacı torunu ... ... ve muris ..."in dava dışı kızı ..."in kaldıkları anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere; uygulamada ve öğretide "muris muvazaası" olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
Hemen belirtilmelidir ki, bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün, diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun için de, Ülke ve yörenin gelenek ve
görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, miras bırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış gücünün olup olmadığı hususlarının araştırılmasında ve satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
Öte yandan, muvazaa iddiasına dayalı davalarda mirasbırakanın kastının açık bir şekilde saptanması gerekmektedir. Bu kapsamda, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun (HMK) 190. maddesi ile TMK"nin 6. maddesi uyarınca herkes iddiasını ispatla mükelleftir. Bir başka ifade ile temlikin mirasçılardan mal kaçırma amaçlı olduğunu ispat külfeti davacı tarafa aittir.
Somut olaya gelince, davacının bildirdiği tanıklardan biri devir tarihinde 5 yaşında olup olay tarihi itibariyle temliki bilebilmesi mümkün olmayıp 1932 doğumlu olan diğer tanık ise muvazaa iddiasını ispata yarar bir beyanda bulunmamıştır. Oysa eldeki davanın kabulü halinde hak sahibi olacak davalı tanığı ve muris ..."in dava dışı mirasçısı olan Mürevvet 1962 yılında yapılan devirlerin gerçek satış olduğunu belirtmiştir.
Toplanan deliller yukarıdaki ilkelerle birlikte değerlendirdiğinde devrin gerçek satış olduğu sonucuna varılmaktadır.
Hal böyle olunca, iddianın kanıtlanamadığı gözetilerek davanın reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.
Davalılar davalılar ..., ..., ... ve ... vekili ve davalı ..."in yerinde bulunan temyiz itirazlarının kabulü ile, hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK"un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, 02.01.2019 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret Tarifesi gereğince gelen temyiz eden davalılar ..., ..., ... ve ... vekili için 2.037.00.-TL. duruşma vekâlet ücretinin temyiz edilenden alınmasına, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 21.05.2019 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
(Muhalif)
-KARŞI OY-
Dava, muris muvazaası hukuksal sebebine dayalı tapu iptal-tescil, tenkis isteklerine ilişkindir.
Yerel Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir.
Sayın çoğunluk temliklerin muvazaalı olarak yapıldığının ispatlanamadığı gerekçesiyle kararın bozulmasına karar vermiştir.
Bilindiği ve sayın çoğunluğun da dayandığı 01.04.1974 tarihli İçtihadı Birleştirme Kararında da belirtildiği üzere “...ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, miras bırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı..” gibi hususlar murisin iradesinin tespitinde önem arzetmektedir.
Murisin temlik tarihinde üç kızı iki oğlu bulunmaktadır. Temlik iki oğluna ½ hisse itibariyle yapılmış, aynı tarihlerde veya yakın tarihlerde kızlara her hangi bir şey verilmemiştir. Diğer yandan davalılar tarafından alım gücü bulunduğu savunulan oğullar doğrudan babaları olan temlik edenden taşınmazı satın alabilecekken, ara malik Hüseyin aracı kılınmak suretiyle, bir gün sonra taşınmazı edinmişlerdir. Bu dahi hayatın olağan akışına uygun değildir.
Bilindiği üzere Ülkemizde erkek çocukların korunup kollandığı, mal paylaşımında daha üstün tutuldukları inkar edilemez bir gerçekliktir. Yine ara malik kullanarak, tercih edilen mirasçılara taşınmaz intikali de oldukça yaygındır.
Sonuç itibariyle taraf tanıklarının beyanları yanında dosya bir bütün olarak değerlendirilerek murisin gerçek amacının tespiti gerekmektedir. Yukarıda belirtilen hususlarla birlikte somut olayın tamamı göz önüne alındığında murisin amacının kızlarından mal kaçırmak suretiyle erkek evlatlarını koruyup kollamak olduğu, asıl amacın bağış, görünüşteki işlemin satış olduğu bu suretle muris muvazaasının gerçekleştiği kanaat ve sonucuna varıldığından bu yönde sonuca ulaşan Yerel Mahkeme kararının onanması gerektiği düşüncesiyle sayın çoğunluğun bozma görüşüne katılmıyoruz.