1. Hukuk Dairesi 2016/9704 E. , 2019/3243 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL
Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece davanın reddine ilişkin olarak verilen karar davacı vekili tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi ..."un raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;
-KARAR-
Davacı vasisi, babası olan davacı ...’in ... 1. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2009/1186 esas 2010/80 karar sayılı 16.02.2010 tarihli kararı ile kısıtlandığını, davacının ticaretle uğraşan dava dışı oğlu ...’in, işlerinin kötü gitmesi nedeniyle davalıdan faizle para istemesi üzerine davalının, borca karşılık alacağı senetlere teminat olmak ve senetler ödendiğinde iade edilmek üzere dava konusu taşınmazın devrini istediğini, bu hususta davalının, “babana ipotek işlemi yapılacağını söyle, satıştan hiçbir şekilde söz etme, bir şekilde tapuya gelmeye razı et, benim elemanlarım gerekli işlemi yaparlar” şeklindeki telkini üzerine dava dışı ...’in davacı babasını tapu müdürlüğüne gönderdiğini, hile ile iradesi sakatlanan davacının, ... ada ... parsel sayılı taşınmazda maliki olduğu 50/193 payı davalıya satış yolu ile devrettiğini, demans hastası olan davacının işlem tarihinde ehliyetsiz olup, okuma yazma bilmediğini, 74 yaşında olup sağlık raporu alınmadan işlemin yapıldığını, herhangi bir satış bedeli ödenmediğini ileri sürerek dava konusu 1660 ada ... parsel sayılı taşınmazda davalıya devredilen 50/193 oranındaki payın tapu kaydının iptali ile davacı adına tescilini istemiş; dava konusu taşınmazı dava tarihinden sonra davalıdır şerhine rağmen edinen ...’ya Hukuk Muhakemeleri Kanunu 125. maddesi uyarınca davayı yöneltmiştir.
Davalı, hak düşürücü ve zamanaşımı sürelerinin geçtiğini, davacının işlem tarihinde akıl sağlığının yerinde olduğunu, faizle para vermediğini; aşamalarda, çekişme konusu payı 150.000 TL bedelle satın aldığını; davalı ..., tapu kaydına güvenen iyiniyetli 3. kişi olup tapu kaydında taşınmazın satışına engel bir şerh bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, davacının işlem tarihinde hukuki ehliyeti haiz olduğunun ... Kurumu raporuyla anlaşıldığı, hile iddiasının ise kanıtlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden, davacı ...’in hukuki ehliyetinin tam olmadığı gerekçesiyle ... 1. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2009/1186 esas 2010/80 karar sayılı 16.02.2010 tarihli kararı ile kısıtlandığı ve oğlu ...’in vasi olarak atandığı, vesayet kararının 10.03.2010 tarihinde kesinleştiği, vesayet dosyasından alınan 11.03.2010 tarihli yetki belgesiyle vasi tarafından 30.04.2010 tarihinde eldeki davanın açıldığı, ancak TMK 462/8. maddesi gereğince dosyaya husumete izin kararı ibraz edilmediği; mahkemece, 23.12.2015 tarihli duruşmada taraflara esasa ilişkin beyanlarını sunmak üzere iki haftalık süre verildiği, 27.01.2016 tarihli duruşmada davacı vekilinin delil listesinde yer alan bir kısım dosyanın celbini talep ettiği, mahkemece, tahkikatın bitirildiği açıklanmadan davanın reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.
Hemen belirtilmelidir ki; 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 462/8. maddesi hükmü gereğince, acele hallerde vasinin geçici önlemler alma yetkisi saklı kalmak üzere dava açmak için vesayet makamından izin alması zorunludur. Bunun yanısıra 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 54/1. maddesine göre “ Kanuni temsilciler, davanın açılıp yürütülmesinin belli bir makamın iznine bağlı olduğu hallerde izin belgelerini, dava veya cevap dilekçesiyle mahkemeye vermek zorundadırlar; aksi taktirde dava açamaz ve yargılamayla ilgili hiçbir işlem yapamazlar. Aynı maddenin 2. fıkrasına göre “ İzin belgesinin alınması için mahkemeye müracaat edilmesi gerekiyorsa ilgiliye, müracaatı için kesin süre verilir. Bu süre içinde mahkemeye başvurulması halinde bu konuda karar verilinceye kadar beklenir.” 3. fıkrasına göre “ Süresi içinde belgelerin ibraz edilmemesi veya mahkemeye başvurulmaması halinde, dava açılmamış veya gerçekleştirilen işlemler yapılmamış sayılır.” şeklinde düzenlemelere yer verildiği de açıktır.
Ne var ki somut olayda vasi, vesayet dosyasından aldığı yetki belgesiyle eldeki davayı açıp takip etmiş ise de TMK 462/8. maddesi uyarınca vesayet makamından husumete izin kararı alıp dosyaya sunmamıştır.
Öte yandan; hangi yargılama usulü uygulanırsa uygulansın tarafların yargılamada sözlü olarak görüş ve değerlendirmelerini ifade etmeleri özel bir önem taşımaktadır. Yazılı yargılama usulünde de tarafların hükümden önce son kez mahkeme huzurunda sözlü değerlendirme yapıp, açıklamada bulunmaları, doğru bir karar verilmesi bakımından önemlidir.
Bu ilkeler, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun (HMK) 184. ve 186. maddelerinde yapılan düzenlemelerle hüküm altına alınmıştır.
6100 Sayılı Hukuk muhakemeleri Kanunu 184. maddesinde açıkça; Hâkimin, tarafların iddia ve savunmalarıyla toplanan delilleri inceledikten sonra, duruşmada hazır bulunan taraflara tahkikatın tümü hakkında açıklama yapabilmeleri için söz vereceği, mahkemenin tarafların tahkikatın tümü hakkındaki açıklamalarından sonra, tahkikatı gerektiren bir husus kalmadığını görürse, tahkikatın bittiğini, taraflara tefhim edeceği, yine aynı Kanunun 186. maddesi hükmü ile de; mahkemenin tahkikatın bitiminden sonra sözlü yargılama ve hüküm için tayin olacak gün ve saatte mahkemede hazır bulunmalarını sağlamak amacıyla iki tarafı davet edeceği, taraflara çıkartılacak davetiyede, belirlenen gün ve saatte mahkeme de hazır bulunmadıkları takdirde yokluklarında hüküm verileceği hususunu bildireceği, mahkemenin sözlü yargılamada tarafların son sözlerini sorarak hükmünü vereceği düzenlenmiş olup, anılan düzenlemeler emredici niteliktedir.
Somut olayda, söz konusu ilkeler dikkate alınmadan sonuca gidilmiştir.
Hal böyle olunca, öncelikle vasi tarafından eldeki davada kısıtlıyı temsil etmek üzere vesayet makamından alınacak husumete izin kararının temin edilmesi, bu noksanlık giderildikten sonra HMK"nun 184. maddesi hükmü gereğince, tahkikatın tümü hakkında açıklama yapabilmeleri için taraflara söz verilip tahkikatın bittiği tefhim edildikten sonra, taraflara sözlü yargılama için duruşmanın başka bir güne bırakılmasını isteyip istemediklerinin sorulması, talep halinde başka bir gün tayin edilmesi; başka bir duruşma gününü istememeleri halinde sözlü yargılama aşamasına geçilerek aynı Kanunun 186. maddesi gereğince taraflara sözlü yargılama yoluyla beyanda bulunma hakkı verilmesi, ondan sonra bir karar verilmesi gerekirken, değinilen yasal düzenlemeler gözardı edilerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.
Davacının değinilen yönden yerinde görülen temyiz itirazının kabulü ile, hükmün açıklanan nedenlerden ötürü (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK"un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, sair hususların incelenmesine şimdilik yer olmadığına, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 22.05.2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.