3. Hukuk Dairesi 2017/13573 E. , 2018/211 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasındaki alacak davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı vekili; müvekkilinin davalı köye ait araziyi 1991 yılında satın aldığını, arsanın satış bedeli olan 7.080.000 TL nin(yeni 7,08 TL) müvekkili tarafından her biri 295.000 TL (yeni 0,29 TL) tutarında olan 24 adet senedin verilmesi suretiyle ödendiğini, müvekkilinin ev yapmak amacıyla satın aldığı taşınmaz üzerinde hafriyat çalışması yaptırdığını, sonuç olarak müvekkilinin satış bedeli ve hafriyat çalışması nedeniyle 9.000.000 TL (yeni 9 TL) tutarında ödeme yaptığını, ancak davalı köyün müvekkili aleyhine açmış olduğu tapu iptali ve tescili istemli davanın kabul edilmesi nedeniyle taşınmazın müvekkili adına olan tapusunun iptal edildiğini, bu nedenle müvekkilinin zarara uğradığını ileri sürerek; müvekkilinin uğradığı zararın denkleştirici adalet ve rayiç değer uygulaması ile tespit edilmesini ve fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik hafriyat nedeniyle ödenen bedel için 1.000 TL ve taşınmaz bedeli olarak ödenen 7.000 TL olmak üzere toplam 8.000 TL nin amme alacaklarına uygulanacak en yüksek faizi ile birlikte tahsilini talep etmiş, 25.08.2011 tarihli ıslah dilekçesi ile de satış bedeline ilişkin talebini 108.000 TL’ye yükseltmiştir.
Davalı vekili; köy sınırları içerisindeki bir taşınmazın satım sözleşmesine konu edilebilmesi için, ilgili kanun gereği alıcının köy nüfusuna kayıtlı olup aynı zamanda köyde oturmasının şart olduğunu, ancak bu şartları taşımayan davacının hak sahibi gibi davranarak hareket etmesi nedeniyle kötü niyetli olduğunu, bu nedenle taşınmazın davacı adına olan tapusunun iptal edilmesinin davacıya bir hak bahşetmeyeceğini, kaldı ki taşınmazın satış bedelinin ödendiğinin ispat edilemediğini savunarak davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, hafriyat bedeline ilişkin talep yönünden davanın sübut bulmadığı, satış bedeline ilişkin talep yönünden ise satış tarihindeki açık hükümlere göre yapılan işlemin yolsuz tescil niteliğinde olduğu ve her iki tarafın da iyi niyetli kabul edilemeyeceği, bu çerçevede davacının taşınmaz bedeli olarak ödediği bedelin yasal faizi ile birlikte davacı tarafa iade edilmesi gerektiği gerekçe gösterilerek; hafriyat bedeline ilişkİn talebin reddine, satış bedeline ilişkin talebin ise kısmen kabulü ile 65.917,80 TL nin dava tarihinden işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsiline karar verilmiş; hüküm taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairemizin 2012/11955 esas 2012/17023 karar 06/07/2012 tarihli ilamıyla;
“Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, davacı tarafın tüm, davalı tarafın ise sair temyiz itirazları yerinde değildir.
Dava, yoklukla malul satış sözleşmesi gereğince ödenilen satış bedelinin sebepsiz zenginleşme ilkelerine göre tahsili istemine ilişkindir.
Davacı taraf, dava dilekçesinde taşınmazın satış bedeli olarak davalı tarafa 7.080.000 TL ödendiğini ileri sürmüştür.
Hükme esas alınan bilirkişi raporunda, davaya konu taşınmazın satış bedelinin 9.660.000 TL olduğu belirtilmiş ve bu miktar üzerinden değerlendirme yapılarak satış bedelinin işlemiş faiziyle birlikte dava tarihinde 65.917,80 TL ye ulaştığı bildirilmiştir. Buna göre; mahkemece, davacı tarafın talebi aşılarak hüküm verilmiş olup, bu durum usul ve yasaya aykırıdır(HMK. md. 26)
Öte yandan; davacı taraf, taşınmazın satış bedeli olan 7.080.000 TL yi 24 ayrı senet ile ödediğini ileri sürmüş, davalı taraf ise satış bedelinin ödenmediğini savunmuştur. Buna göre, taraflar arasında satış bedelinin ödenip ödenmediği konusunda uyuşmazlık bulunduğundan, ödediği satış bedelini sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre talep eden davacı taraf bu iddiasını ispat etmek zorundadır(TMK. md.6).
Somut olayda; davacı vekili, satış bedelinin 2.875.000 TL lik kısmına ilişkin makbuzların müvekkilinde bulunduğunu belirterek buna ilişkin belgeleri dosyaya sunmuş, ancak geriye kalan miktara ilişkin makbuzların tapudaki şerhin kaldırılması amacıyla 1997 yılında davalı köyün muhtarına verildiğini ileri sürmüştür. Şu durumda; davacı tarafın satış bedelinin geriye kalan kısmını ödediğini ispat etmesi gerekirken; mahkemece işin icabı ve resmi satış senedi gerekçe gösterilerek davalı tarafın bu konudaki itirazlarının reddedilmesi doğru görülmemiştir.
Buna göre mahkemece yapılacak iş; davacı tarafa satış bedelinin geriye kalan kısmını ödediğinin ispatı için imkân tanınarak, tüm delilleri usulünce toplanılmalı, taşınmazın satışı ile ilgili olarak tapu sicil müdürlüğünce düzenlenmiş olan akit tablosu ile dayanak belgeleri getirtilmeli, bu deliller incelenerek satış bedelinin ödenip ödenmediği kesin olarak saptanılmalı, sonrasında satış bedelinden ödendiği ispat edilen miktarın yasal faiz uygulanması suretiyle dava tarihinde ulaştığı miktar bilirkişi marifetiyle belirlenmeli ve bu miktar hüküm altına alınmalıdır.” gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
Söz konusu bozma ilamı uyarınca mahkemece; davanın kısmen kabulü ile 5.470,53 TL"nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiş, hüküm süresi içerisinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1-) Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre; davalının temyiz itirazları yerinde değildir.
2-) Karar tarihinde yürürlükte olan A.A.Ü.T."nin 13.maddesine göre;
“Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde gösterilen hukuki yardımların konusu para veya para ile değerlendirilebiliyor ise avukatlık ücreti, davanın görüldüğü mahkeme için Tarifenin İkinci Kısmında belirtilen maktu ücretlerin altında kalmamak kaydıyla (yedinci maddenin ikinci fıkrası, dokuzuncu maddenin birinci fıkrasının son cümlesi ile onuncu maddenin son fıkrası hükümleri saklı kalmak kaydıyla,) Tarifenin üçüncü kısmına göre belirlenir.
Davacı; ıslah ile taleplerini artırmıştır. Böylelikle ıslah edilen miktar dikkate alınarak reddedilen miktar üzerinden vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken vekalet ücretine hükmedilmemesi doğru görülmemiştir. Ne var ki yapılan bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden kararın düzeltilerek onanması HUMK .436/2 maddesi gereğidir.
SONUÇ: Yukarıda birinci bentte belirtilen nedenlerle davalının sair temyiz itirazlarının reddine, ikinci bentte belirtilen nedenle hükme “temyiz olunan kararın vekalet ücretine ilişkin hüküm fıkrasının beşinci maddesinin “9-Vekille temsil olunan davalı için reddedilen miktar üzerinden A.A.Ü.T.gereği 10.952,36 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine” şeklinde madde eklenmesi suretiyle hükmün düzeltilmesine ve hükmün düzeltilmiş bu şekli ile ONANMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı HMK"nun geçici madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK.nun 440.maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 15 günlük süre içerisinde karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 17/01/2018 tarihinde oybirliği ile karar verildi