14. Hukuk Dairesi 2017/4189 E. , 2018/3098 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 27.08.2008 gününde verilen dilekçe ile suya elatmanın önlenmesi ve eski hale getirme talebi üzerine bozma ilamına uyularak yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 28.03.2017 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, suya vaki elatmanın önlenmesi ve eski hale getirilmesi istemine ilişkindir.
Davacı vekili; müvekkilinin babası ile davalının 1974-1975 yıllarında anlaşarak ... Köyü, atizi mevkiinden çıkan suyun 600 metre ilerideki evine boru döşemek sureti ile götürdüğünü, yol kenarına havuz yaptığını, komşularının da yararlandığını, nizasız bir şekilde uzun yıllar bu şekilde kullanıldığını, davalının su borusunu keserek suya müdahale ettiğini belirterek müdahalenin önlenmesini ve eski hale getirilmesini istemiştir.
Davalı, suyun tapulu arazisinden çıktığını, öncesinde suyun kullanılmasına müsaade ettiğini, şimdi debisinin azaldığını, kendisinin kaynak üzerine çeşme yaptığını, köye şebeke suyunun geldiğini ileri sürerek davanın reddini istemiştir.
Mahkemece; ilk kararda, davanın kabulü ile davalı ... tarafından orman arazisi içerisinden çıkmakta olan kaynak suyuna vaki tecavüzün önlenmesine karar verilmiştir. Hükmün davalı tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 18.04.2012 tarihli ve 2012/2862 Esas, 2012/10612 Karar sayılı ilamı ile davaya konu suyun genel su olduğu, genel sulardan herkesin ihtiyacı oranında yararlanacağı kadim hak bulunmadığından içme suyuna öncelik tanınmak suretiyle sudan faydalananların ihtiyacı belirlenerek taraflar arasında su kullanım rejimi kurulması gerektiği belirtilerek hüküm bozulmuştur.
Mahkemece, davacının suyun kullanımında kadim hakkının olduğu, su rejimi kurulmasına ihtiyaç bulunmadığı gerekçesiyle önceki kararda direnilmiş, hükmü davalı temyiz etmiştir.
Hukuk Genel Kurulunun 03.04.2013 tarihli ve 2012/3-1397 Esas, 2013/414 sayılı Kararı ile davacının babası ile davalının dava konusu su kaynağından yararlanılması konusunda 1974-1975 yıllarında anlaştıklarını, o tarihten beri davacının babasının ve ölümü ile kendisinin bu sudan içme ve sulama suyu olarak yararlandığını belirtmekte olup davacının kadim yararlanma hakkı olduğu iddiası bulunmadığı, öte yandan, böyle bir iddiası bulunsa dahi, dava konusu sudan yararlanma tarihi belirli olduğu için davacının kadim yararlanma hakkı bulunduğundan söz edilmesinin mümkün olmadığı, aynı hususa işaret eden ve Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu belirtilerek direnme kararı bozulmuştur.
Mahkemece, bozma ilamına uyularak, yapılan yargılama sonunda; keşif gider avansının yatırılmadığı gerekçesiyle, HMK 115/2 maddesi gereğince davanın usulden reddine karar verilmiştir.
Hükmü, davacı vekilinin temyiz etmesi üzerine; Dairemizin 16.05.2016 tarih 2015/1488-2016/5941 Esas Karar sayılı ilamı ile; verilen sürenin usulüne uygun bulunmadığı, zirai bilirkişiden ek rapor alınarak rapor denetlendikten sonra su rejimi oluşturmak suretiyle karar verilmesi gerektiği belirtilerek, hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
Mahkemece, bozma ilamına uyularak, yapılan yargılama sonunda; mahallinde keşif yapılmasına karar verilmiş, kesin süre içerisinde keşif gider avansının yatırılmadığı gerekçesiyle, HMK 115/2 maddesi gereğince davanın usulden reddine karar verilmiştir.
Hükmü, davacı vekili temyiz etmiştir.
6100 sayılı HMK’nun 90. maddesi gereğince süreler, kanunda belirtilir veya hâkim tarafından tespit edilir. Kanunda belirtilen istisnai durumlar dışında hâkim, kanundaki süreleri artıramaz veya eksiltemez. Hâkim, kendisinin tespit ettiği süreleri, haklı sebeplerle artırabilir veya eksiltebilir; gerekli gördüğü takdirde, bu konudaki kararından önce tarafları da dinler.
Aynı Kanunun 94. maddesi gereğince, kanunun belirlediği süreler kesindir. Hâkim, tayin ettiği sürenin kesin olduğuna karar verebilir. Aksi hâlde, belirlenen süreyi geçirmiş olan taraf yeniden süre isteyebilir. Bu şekilde verilecek ikinci süre kesindir ve yeniden süre verilemez. Kesin süre içinde yapılması gereken işlemi, süresinde yapmayan tarafın, o işlemi yapma hakkı ortadan kalkar.
Kanun ya da hakim tarafından tayin edilmiş olan kesin süre içerisinde yerine getirilmeyen bir işlemin bu süre geçtikten sonra yerine getirilmesine yasal olanak bulunmamaktadır. Kesin süre içerisinde yerine getirilmeyen işlem bazen davanın kaybedilmesi sonuçlarını da doğurmaktadır. Davaların uzamasını veya uzatılmak istenmesini engellemek üzere konan kesin süre kuralı, kanunun amacına uygun olarak kullanılmalı, davanın reddi için bir araç sayılmamalıdır.
Bu nedenle de hakim tarafından kesin süre verilirken;
1- Kesin süreye konu işlemin gerekli ve tarafların yerine getirebileceği bir işlem olması,
2- Verilen sürenin, işlemin yapılması için yeterli ve makul bir süre olması, duruşma gününe kadar kesin süre nedeniyle yapılacak işlem sonrası başka bir işleme gerek yok ise bu sürenin takip eden duruşma gününe kadar verilmesi,
3- Yapılması gereken iş veya işlemler birer birer, varsa masraflarının da miktarıyla birlikte açıkça gösterilmesi,
4- Sürenin kesin olduğu ve sonuçlarının tarafa açıklanması zorunludur.
Yukarıda açıklanan ilkeler ışığında somut olaya gelince; bozmaya uyularak yapılan yargılama sonunda mahkemece; Yargıtay bozma ilamında su rejiminin ne şekilde olması gerektiğine, tarafların sudan nasıl yararlanacağı hususunda zirai bilirkişiden ek rapor alınarak rapor denetlendikten sonra su rejimi oluşturması gereğine değinilmiş, Ancak alınan ek raporla bu hususun belirlenemediği, yeniden keşif yapılması gerektiği belirtilmiştir. Mahkemece, Mahallinde keşif yapılmasına karar verilerek, 07.02.2017 tarihli celsede keşif tarihi olan 07.03.2017 tarihinden bir hafta öncesine kadar keşif avansının yatırılması için davacı vekilinin yüzüne karşı ihtar edilmek suretiyle kesin süre verilmiş; 07.03.2017 tarihinde keşif gider avansı yatırılmadığından keşif erteleme tutanağı tutularak 28.03.2017 tarihinde kesin süre içerisinde keşif gider avansının yatırılmadığı gerekçesiyle, HMK 115/2 maddesi gereğince davanın usulden reddine karar verilmiştir. Mahkemece keşif yapılmasına karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Ancak; davacı vekiline 07.02.2017 tarihli celsede keşif harç ve giderleri ile bilirkişi ücretlerini mahkeme veznesine yatırması için kesin süre verildiği ve kesin süreye uyulmadığı taktirde HMK 115/2 maddesi gereğince davanın usülden reddedileceği ihtaratı yapılmış ise de; keşif kararının verildiği ve davacı vekiline keşif avansının yatırılması için kesin süre verildiği 07.02.2017 tarihli celsede keşif giderinin ne miktarda olduğu net olarak belirtilmediğinden kesin süreye ilişkin verilen bu ara karar usulüne uygun değildir.
Bu durumda mahkemece, yukarıda ayrıntıları ile izah edilen ilkelere göre, keşif harç ve giderleri ile bilirkişi ücretlerinin miktarlarıyla birlikte açıkça gösterilerek, yatırılması gereken toplam keşif masrafı net bir şekilde belirtilmek suretiyle, davacı tarafa depo etmesi için uygun bir süre verilmesi gerekirken bu husus göz ardı edilerek yazılı gerekçeyle davanın usulden reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, bu nedenle hükmün bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde yatırana iadesine, 17.04.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.