
Esas No: 2016/4268
Karar No: 2022/1471
Karar Tarihi: 06.04.2022
Danıştay 13. Daire 2016/4268 Esas 2022/1471 Karar Sayılı İlamı
Danıştay 13. Daire Başkanlığı 2016/4268 E. , 2022/1471 K."İçtihat Metni"
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONÜÇÜNCÜ DAİRE
Esas No:2016/4268
Karar No:2022/1471
TEMYİZ EDEN (DAVALI) : … Vergi Dairesi Başkanlığı
KARŞI TARAF (DAVACI) : …
VEKİLİ : Av. …
İSTEMİN KONUSU : …İdare Mahkemesi'nin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: … Petrol Ürünleri Nakliye Tekstil Turizm İthalat İhracat Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi'ne Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu (Kurul) kararıyla verilen 57.156,00-TL idarî para cezasının tahsili amacıyla, söz konusu şirketin kanunî temsilcisi sıfatıyla davacı adına düzenlenen 50.000,00-TL tutarlı, … tarih ve …ana takip dosya numaralı ödeme emrinin iptali istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesi'nce verilen kararda; davacının ortağı olduğu … Petrol Ürünleri Nakliye Tekstil Turizm İthalat İhracat Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi'ne Kurul'un … tarih ve … sayılı kararı ile 57.156,00-TL idarî para cezası verildiği, para cezasının şirketten tahsil edilme imkânının kalmadığından bahisle 6183 sayılı Kanun'un mükerrer 35. maddesi ve 213 sayılı Kanun'un 10. maddesi uyarınca davacının şirketteki hissesi oranına düşen 50.000,00-TL idarî para cezasının tahsili amacıyla dava konusu ödeme emrinin düzenlendiği, anılan ödeme emrinin iptali istemiyle bakılan davanın açıldığı; dava konusu ödeme emrinin dayanağının 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun'un mükerrer 35. maddesinin ek 5. ve 6. fıkraları olduğu, söz konusu ek 5. ve 6. fıkraların Anayasa'ya aykırı olduğu iddiasıyla Anayasa Mahkemesi'nde görülen davada Anayasa Mahkemesi'nin 19/03/2015 tarih ve E:2014/144, K:2015/29 sayılı kararı ile Anayasa'ya aykırılık iddiası yerinde görülerek iptaline karar verildiği, ödeme emrinin dayanağı maddenin ek 5. ve 6. fıkralarının Anayasa Mahkemesi kararıyla iptal edilmiş olması nedeniyle tesis edilen dava konusu işlemde hukuka uygunluk bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Belirtilen gerekçelerle hukuka aykırı bulunan dava konusu işlemin iptaline karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davalı idare tarafından, dava konusu ödeme emri incelendiğinde ödeme emrinin, 5015 sayılı Kanun uyarınca verilen idarî para cezasının asıl borçlu şirketten tahsil edilememesi üzerine, kanunî temsilci sıfatıyla, 213 sayılı Kanun'un 10. maddesi ile 6183 sayılı Kanun'un mükerrer 35. maddesi gerekçe gösterilerek davacı adına düzenlendiği, ödeme emrinde 6183 sayılı Kanun'un Anayasa Mahkemesi kararıyla iptal edilen 5 ve 6. maddelerine yer verilmediği, idarî para cezası Kurul'ca 57.156,00-TL olarak belirlenmişse de, Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi Başkanlığı'nın 2012/2 seri nolu uygulama iç genelgesi ile 5015 sayılı Kanun'un 19. maddesinin dördüncü fıkrası da dikkate alınarak 57.156,00-TL tutarındaki ceza için 50.000,00-TL olarak düzeltme işlemi yapıldığı, Anayasa Mahkemesi'nin mükerrer 35. maddenin sadece ek 5 ve 6. fıkralarını iptal ettiği, mükerrer 35. maddesinin kanunî temsilcilerin sorumluluklarını düzenleyen 1. fıkrasının yürürlükte olduğu, ödeme emrinin yürürlükte bulunan 1. fıkra uyarınca düzenlendiği, davacının borcun doğduğu ve ödenmesi gerektiği zamanda da kanunî temsilci olduğu, bu nedenle cezanın ödenmesinden de sorumlu olduğu, İdare Mahkemesi'nin ödeme emrinin iptaline karar verdiği temyize konu kararının 6183 sayılı Kanun'un mükerrer 35. maddesinin tümünü ortadan kaldırıcı nitelikte olduğu, ödeme emrine konu işlemde, şirketin borçlarını karşılayacak herhangi bir mal varlığı bulunmadığının tespit edildiği, dava konusu ödeme emrinin hukuka uygun, temyize konu Mahkeme kararının ise hukuka aykırı olduğu ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davacı tarafından, davalı idarenin herhangi bir süre tanımadan ödeme emri düzenlediği ve tebliğ ettiği, asıl borçlu şirketin re'sen terkin edildiği, bu nedenle ortaklığının da sona erdiği, kendisinin ortak olduğu dönemde asıl borçlu şirketin kamu borçlarını ödediği, tüzel kişilik hakkında takibatın bulunmadığı, payını devreden ortağın devirden önceki dönemde doğan borçlardan sorumlu olmayacağı, dava konusu ödeme emrinin hukuka aykırı, temyize konu Mahkeme kararının ise hukuka uygun olduğu belirtilerek istemin reddi gerektiği savunulmuştur.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'IN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onüçüncü Dairesi'nce, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE:
MADDİ OLAY :
Davacının kanunî temsilcisi olduğu … Petrol Ürünleri Nakliye Tekstil Turizm İthalat İhracat Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi'nin "… Yolu Üzeri …Köyü Mevkii …/…" adresindeki akaryakıt istasyonunda yürüttüğü bayilik faaliyeti için bayilik lisansı alma yükümlülüğünü yerine getirmeyerek 5015 sayılı Kanun'un 19. maddesinin 2. fıkrasının (b) bendinin (1) numaralı alt bendinde belirtilen fiili işlediği tespit edilmiştir.
Yapılan bu tespit neticesinde, davacının kanunî temsilcisi olduğu şirkete Kurul'un … tarih ve … sayılı kararı ile 57.656,00-TL idarî para cezası verilmiştir.
Söz konusu idarî para cezasının adı geçen şirketten tahsili imkânı bulunmadığının tespiti üzerine tahsili amacıyla davacı adına kanunî temsilci sıfatıyla Mersin Vergi Dairesi'nce … tarih ve …ana takip dosya numaralı ödeme emri düzenlenmiştir.
Ödeme emrinin iptali istemiyle bakılan dava açılmıştır.
İLGİLİ MEVZUAT:
6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun'un "kanunî temsilcilerin Sorumluluğu" başlıklı mükerrer 35. maddesinde, "Tüzel kişilerle küçüklerin ve kısıtlıların, vakıflar ve cemaatler gibi tüzel kişiliği olmayan teşekküllerin mal varlığından tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacakları, kanunî temsilcilerin ve tüzel kişiliği olmayan teşekkülü idare edenlerin şahsi mal varlıklarından bu Kanun hükümlerine göre tahsil edilir.
Bu madde hükmü, yabancı şahıs veya kurumların Türkiye’deki mümessilleri hakkında da uygulanır.
Tüzel kişilerin tasfiye hâline girmiş veya tasfiye edilmiş olmaları, kanunî temsilcilerin tasfiyeye giriş tarihinden önceki zamanlara ait sorumluluklarını kaldırmaz.
Temsilciler, teşekkülü idare edenler veya mümessiller, bu madde gereğince ödedikleri tutarlar için asıl amme borçlusuna rücu edebilirler." kuralı yer almaktadır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Temsilci, başkasının nam ve hesabına hareket ederek ve irade beyanında bulunarak, temsil ettiği kişiyi hak sahibi veya borçlu kılabilen kişidir. Temsil yetkisinin kanundan kaynaklanması durumunda kanunî temsil söz konusu olur. Böyle bir yetkiye sahip kişi ise kanunî temsilcidir. Öte yandan, ancak gerçek kişiler kanunî temsilci olabilir. Kanunî temsilcilerin yetkilerinin sınırı ve bu yetkilerinden kaynaklanan sorumlulukları kanunla belirlenmiştir. Bu sebeple, kaynağını kanundan alan kanunî temsil durumunda, temsil edilenin istek ve iradesi kanunî temsilci olarak görev yapan kişiyi bağlamamaktadır. (Kanunî Temsilcinin Vergi ve Diğer Kamu Alacaklarından Sorumluluğu, Turgut Candan, 3. Baskı, Sayfa 7)
6183 sayılı Kanun'un mükerrer 35. maddesinde öngörülen sorumluluk hâli kusursuz sorumluluktur. Yani mükerrer 35. madde kapsamında sorumlu tutulacak olan kanunî temsilci kusursuzluğunu ispatlayarak sorumluluktan kurtulamayacaktır. Kamu alacağının doğduğu ya da ödenmesi gerektiği zamanda kanunî temsilci olarak görev yapması, kanunî temsilcinin amme alacağından sorumlu tutulması için yeterlidir. Ancak bu madde kapsamında kanunî temsilcinin sorumluluğuna gidilebilmesi için öncelikle asıl borçluya başvurulacak ve borcun asıl borçludan tahsil edilememiş ya da tahsil edilemeyeceğinin anlaşılmış olması gerekecektir. Bu bakımdan 6183 sayılı Kanun'un mükerrer 35. maddesi, kamu alacağını güvence altına alan, sorumluluğu genişleten bir yapıya sahiptir. (Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun, Turgut Candan, 4. Baskı, Sayfa 174 vd.).
Hukuk düzenince tüzel kişilik vasfı tanınan ticarî şirketlerin hukukî iş ve işlemleri, bunlar adına bunların idaresinden sorumlu gerçek kişiler tarafından yapılır. Şirketin kanunî temsilcisi sayılan bu gerçek kişiler; temsil ettikleri tüzel kişiliğin hukukî işlemlerini yürütmek, personelini ve mal varlığını idare etmek, yatırım ve faaliyetlerinin yönünü tayin etmek, iktisadî ve mâlî durumunun gerektirdiği tedbirleri almak gibi imkân ve kudreti haizdirler. Bununla bağlantılı olarak, şirketin kamusal ödevlerini ifa etmek ve kamuya olan borçlarını kanunî süreleri içinde ödemek de kanunî temsilcinin temel ödevleri arasındadır.
Kanunî temsilci, kamu alacağının doğmasına yol açan işlem veya fiilin nihaî sorumluluğunu taşıyan kişi olup sahip olduğu imkân ve gücü kullanarak, alacağı doğuran işlem veya fiilin ortaya çıkmasını önleyebilecek veya doğan kamu alacağının ödenmesini temin edebilecek en etkin konumdaki kişidir. Bu nedenle, ticarî şirketleri yöneten, şirketi temsilen iş ve işlemler yapan kanunî temsilcilerin şirketten tahsil imkânı bulunmayan kamu alacaklarından müteselsil sorumluluk esasına göre sorumlu tutulmaları gerekmektedir.
Anayasa Mahkemesi'nin 19/03/2015 tarih ve E:2014/144, K:2015/29 sayılı kararı ile, 6183 sayılı Kanun'un mükerrer 35. maddesine 5766 sayılı Kanun'la eklenen 5. ve 6. fıkralar iptal edilmiş olup Anayasa Mahkemesi'nin bu iptal kararı, itiraz yoluyla yapılan başvuruya konu olayla ilişkilendirilerek değerlendirilmelidir. Davayı görmekte olan mahkemece Anayasa Mahkemesi'ne başvuru yapılmasına neden olan olayda, kanunî temsilci olarak görev yapan şahıs, şirketteki hisselerinin tamamını 30/12/2011 tarihinde noter tasdikli hisse devir ve temlik sözleşmesiyle devrederek ortaklıktan ayrılmış, ayrıca davacının müdürlüğünün de sona erdiği oybirliğiyle karara bağlanmış ve bu husus 30/12/2011 tarihinde ticaret siciline tescil edilerek 11/01/2012 tarihli Türkiye Ticaret Sicil Gazetesi'nde ilân edilmiştir. Akabinde şirket tarafından, 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu'nun 41. maddesine göre takip eden ayın yirmidördüncü günü akşamına kadar verilmesi gereken ve süresinde verildiği anlaşılan 2011 yılı 12. dönem katma değer vergisi beyannamesi üzerine tahakkuk eden verginin 26/01/2012 tarihine kadar ödenmesi gerekirken ödenmediği, yine şirket tarafından 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu'nun 98. maddesine göre takip eden ayın yirmiüçüncü günü akşamına kadar verilmesi gereken ve süresinde verildiği anlaşılan 2011 yılı 10-12. dönem muhtasar beyanname üzerine tahakkuk eden verginin 26/01/2012 tarihine kadar ödenmesi gerekirken ödenmediği, aynı şekilde şirket tarafından 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 14. maddesine göre takip eden yılın dördüncü ayının birinci gününden yirmibeşinci günü akşamına kadar verilmesi gereken ve süresinde verildiği anlaşılan 2011 yılı kurumlar vergisi beyannamesi üzerine tahakkuk eden verginin 30/04/2012 tarihine kadar ödenmesi gerekirken ödenmediğinden, 6183 sayılı Kanun'un mükerrer 35. maddesinin 5766 sayılı Kanun'la yapılan değişiklik sonrası, vergi alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği zamanlarda kanunî temsilci veya teşekkülü idare edenlerin farklı şahıslar olmaları hâlinde bu şahısların, vergi alacağının ödenmesinden müteselsilen sorumlu tutulacağı hükmü esas alınarak, uyuşmazlık konusu vergilerin doğduğu tarihte şirketin kanunî temsilcisi olan davacı adına kanunî temsilci sıfatıyla ödeme emirleri düzenlenmiştir.
Sözü edilen olayda kanunî temsilcilik görevinde bulunan şahsın şirketi temsil ettiği dönemde vergi ve diğer mâlî ödev ve sorumluluklarını tam ve eksiksiz olarak yerine getirdiği, ancak kanunî temsilcilik görevinden ayrıldıktan sonra vergi borçlarından sorumlu tutulduğu görülmektedir.
Anayasa Mahkemesi ise, "Kanun koyucu, amme alacağını güvenceye almak bakımından sorumluluğun yaygınlaştırılması yoluna gidebileceği gibi, müteselsil sorumluluk da öngörebilir. Ancak amme alacağının doğduğu veya ödenmesi gerektiği zamanlarda kanunî temsilcilerin farklı kişiler olabileceği gerçeği göz önüne alındığında, kural ile getirilen düzenleme vergi ve diğer mâlî ödev ve sorumluluklarını zamanında ve eksiksiz olarak yerine getiren kanunî temsilcilerin, sonradan kendilerinin görevde olmadığı ve müdahale şanslarının bulunmadığı bir dönemde gerçekleşen bir eylemden müteselsilen sorumlu tutulmaları sonucunu doğurmaktadır. Adalet ve hakkaniyet ilkeleri karşısında, bireyin bu şekilde belirsiz ve güvencesiz bir biçimde kendi kusurundan kaynaklanmayan bir nedenle, başkalarının eylem veya ihmali sonucu oluşacak sorumluluğa ortak olması adalet ve hakkaniyetle bağdaşmaz. Dolayısıyla, itiraz konusu kural hukuk devleti ilkesine aykırıdır." gerekçesiyle 5. fıkrayı iptal etmiştir. Anayasa Mahkemesi'nin bu kararı ile, vergi ve diğer mali ödev ve sorumluluklarını zamanında ve eksiksiz olarak yerine getiren kanunî temsilcilerin, sonradan kendilerinin görevde olmadığı ve müdahale şanslarının bulunmadığı bir dönemde gerçekleşen bir eylemden müteselsilen sorumlu tutulmalarının hakkaniyetle bağdaşmayacağı, kanunî temsilciye, bu sıfatın tanıdığı kudret ve imkânların ötesinde bir sorumluluk yüklenmemesi, kanunî temsilcinin kanunda tanınan yetkiler çerçevesinde müdahale etme ve engelleme imkânına sahip olmadığı ve özellikle şirketin faaliyetleri üzerinde hâkimiyet kurmasının mümkün bulunmadığı bir dönemde gerçekleşen birtakım fiil ve eylemlerden doğan kamu alacaklarının ödenmemesinden sorumlu tutulmamasının amaçlandığı anlaşılmaktadır. Ancak, anılan kararda kamu alacağının doğuşuna kendi kusuruyla sebebiyet veren kanunî temsilcinin sorumluluğuna ilişkin bir değerlendirme yapılmamıştır. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesi, kanunî temsilcilerin kendi kusurundan kaynaklanmayan bir nedenle başkalarının eylem veya ihmali sonucu oluşacak sorumluluğa ortak olmasının adalet ve hakkaniyetle bağdaşmayacağını vurgulamıştır.
Anayasa Mahkemesi'nin mükerrer 35. maddenin 5. ve 6. fıkrasını iptal etmiş olması, maddenin tamamının iptal edildiği anlamına gelmemekte, zarara kendi kusuruyla sebep olan fiil tarihindeki kanunî temsilcilerin sorumluluğunu ortadan kaldırmamaktadır. Zararı doğuran olayın gerçekleştiği tarihte görev yapan kanunî temsilci, kamu alacağının doğmasına yol açan işlem veya fiilin sorumluluğunu taşıyan kişi olup, sahip olduğu imkân ve gücü kullanarak, alacağı doğuran işlem veya fiilin ortaya çıkmasını önleyebilecek en etkin konumdaki kişi olduğundan, kamu alacağından sorumlu tutulması gerekmektedir.
Her ne kadar 5766 sayılı Kanun'un 4. maddesiyle 6183 sayılı Kanun'un mükerrer 35. maddesine eklenen beşinci ve altıncı fıkralar Anayasa Mahkemesi'nce iptal edilmiş olsa da, 6183 sayılı Kanun'un mükerrer 35. maddesinin birinci fıkrası, 1995 yılından beri yürürlükte bulunmaktadır. 5766 sayılı Kanun'un 4. maddesiyle 6183 sayılı Kanun'un mükerrer 35. maddesine eklenen beşinci ve altıncı fıkralar, bu hükmün yorumuna ilişkindir. Bu husus Anayasa Mahkemesi'nin 26/10/2017 tarih ve 2014/13535 başvuru numaralı kararında "5766 sayılı Kanun'un 4. maddesiyle 6183 sayılı Kanun'un mükerrer 35. maddesine eklenen beşinci fıkranın amacı, bu hükmün yorumuna ilişkin olarak özellikle Danıştayın vergisel kamu alacaklarına ilişkin uyuşmazlıklara bakmakla görevli daireleri arasında ortaya çıkan yorum farklılıklarını gidermektir. Anılan beşinci fıkrayla, kanunî temsilcinin sorumluluğunu düzenleyen birinci fıkraya ilişkin değişiklik yapılmamaktadır. Değişiklik, maddenin yorumuna ilişkindir. Farklı yorumların giderilmesi amacıyla yapılan bir yasal düzenlemenin tek başına başvurucunun sorumluluğunu ağırlaştırdığı sonucuna ulaşılamaz." gerekçesiyle ifade edilmiştir. Dolayısıyla anılan 5. ve 6. fıkraların iptal edilmesi, mükerrer 35. maddenin 1. fıkrasının yürürlükte olması sebebiyle, kanunî temsilcilerin sorumluluktan kurtulmasına imkân vermemektedir.
Bu durumda, İdare Mahkemesi'nce, dava konusu ödeme emrinin hukuka uygun olarak tanzim edilip edilmediği husununda yargılama yapılmak suretiyle bir karar verilmesi gerekirken, işin esası incelenmeksizin yalnızca 6183 sayılı Kanun'un mükerrer 35. maddesinin ek 5. ve 6. fıkralarının iptal edildiğinden bahisle verilen temyize konu kararda hukuka uygunluk görülmemiştir.
Bu itibarla, dava konusu ödeme emrinin iptali yönündeki İdare Mahkemesi kararında hukukî isabet bulunmamaktadır.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davalının temyiz isteminin kabulüne;
2. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesi uyarınca … İdare Mahkemesi'nin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının BOZULMASINA,
3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Mahkeme'ye gönderilmesine,
4. 2577 sayılı Kanun'un Geçici 8. maddesi uyarınca, bu kararın tebliğ tarihini izleyen 15 (on beş) gün içerisinde kararın düzeltilmesi yolu açık olmak üzere, 06/04/2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.