1. Hukuk Dairesi 2016/9311 E. , 2019/3955 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ:ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
DAVA TÜRÜ: TAPU İPTALİ VE TESCİL - TAZMİNAT
Taraflar arasında birleştirilerek görülen tapu iptali ve tescil, tazminat davası sonunda, yerel mahkemece asıl davanın kısmen kabulü ile feragat edilen taşınmazlar yönünden reddine, birleştirilen davanın kısmen kabulü ile ipotek bedeline ilişkin istemin kabulüne ilişkin olarak verilen karar davalı Halil vekili tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi ..."nun raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;
-KARAR-
Asıl dava, vekalet görevinin kötüye kullanılması ve hile hukuksal nedenlerine dayalı tapu iptali-tescil ve bedel, birleşen dava bedel ve tazminat isteklerine ilişkindir.Davacı, davalının şirketin eski yetkilisini turizm kredisi alacağına ikna ederek yanında çalışan dava dışı ...’yı ... 2.Noterliğinin 25/03/1998 tarih ve 10458 yevmiye numaralı vekaletnamesi ile vekil tayin ettirdiğini, bu vekaletnamenin kredi temini için verildiğini ancak davalının 02/04/1998 tarihinde 42, 45, 46, 47 ve 2 nolu bağımsız bölümleri vekil ...’dan devraldığını, 22/04/1998 tarihinde 49 ve 50 nolu bağımsız bölümleri adına tescil ettirdiğini, davalının bu taşınmazlar üzerine ... Finansal Kiralama A.Ş. lehine ipotek tesis ettirerek 25.000.000.000 TL.kredi kullandığını ileri sürerek 3178 parsel sayılı taşınmazdaki 2, 45, 46, 47, 48, 49, 50 nolu bağımsız bölümlerinin tapu kayıtlarının iptali ile davacı şirket adına tesciline karar verilmesini istemiş, 12/05/1999 tarihli dilekçesi ile dava konusu 49 ve 50 nolu bağımsız bölümlerin 08/06/1998 tarihinde dava dışı ...’a temlik edildiğini, bu nedenle her türlü tazminat ve dava hakları saklı kalmak kaydı ile bu bağımsız bölümler ile ilgili taleplerinden feragat ettiklerini belirtmiştir. Birleştirilen davada davacı, asıl davaya konu 2, 46, 48, 45 ve 47 parseller üzerine 9.6.1998 tarihinde ipotek tesis edildiğini ve asıl dava kabul edilse dahi ipotek nedeniyle zarara uğratıldığını, 49 ve 50 parsel sayılı taşınmazların ise 08.06.1998 tarihinde dava dışı 3. bir kişiye temlik edildiğini ileri sürerek 3. kişiye temlik edilen taşınmazların değeri ile üzerine ipotek tesis edilen taşınmazların ipotek bedelleri olarak toplam 35.000.000.000 ETL’nin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini istemiştir.Davalı ..., davanın reddini savunmuştur.Mahkemece, davanın kabulüne dair verilen karar Dairece ‘’...Dosya içeriği ve toplanan delillerden davacı şirkete ait dava konusu 42, 46, 47 ve 2 nolu bağımsız bölümlerin vekalet görevinin kötüye kullanılması suretiyle davalı ..."e temlik edildiği saptanarak davanın kabulüne karar verilmesi doğrudur. Davalı tarafın bu yöne değinen temyiz itirazları yerinde değildir. Reddine,...Birleşen davaya gelince, 49 ve 50 nolu bağımsız bölümlerin kat irtifakına isabet eden 300/11296 payın vekil ... tarafından temlik edilmediği, 22.4.1998 tarihinde bizzat şirket yetkilileri ... ve ... tarafından davalı ..."e satıldığı ve anılan satışın hileli olduğu iddiasının da kanıtlanamadığı açıktır. Bu durumda anılan taşınmazların bedelinin davalılardan istenmesi mümkün değildir. Öte yandan birleşen davada davacı dava konusu taşınmazlar üzerine ipotek konulması nedeniyle zarara uğradığını ileri sürerek bir bedel istemiştir. Ne var ki mahkemece istek yanlış değerlendirilerek 49 ve 50 nolu bağımsız bölümlerin bedellerine hükmedilmiş olmasının doğru olduğu söylenemeyeceği gibi birleşen davada faiz isteğinde bulunulmadığı halde faize hükmedilmesi de isabeteli değildir. Hal böyle olunca öncelikle asıl davada 49 ve 50 nolu bağımsız bölümler yönünden davadan feragat edildiği dikkate alınarak bu bağımsız bölümler yönünden karar verilmesi, 45 nolu bağımsız bölüm yönünden 6100 sayılı HMK"nun 125. maddesinin uygulanması ve sonucuna göre hüküm kurulması, birleşen dava bakımından ise tapusu iptal edilen bağımsız bölümler üzerindeki ipotek bedellerinin hüküm altına alınması gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.’’ gerekçesi ile bozulmuş, bozmaya uyularak yapılan yargılama neticesinde asıl davanın kısmen kabulü ile feragat edilen taşınmazlar yönünden reddine, birleşen davanın kısmen kabulü ile ipotek bedeline ilişkin istemin kabulüne karar verilmiştir.Hemen belirtilmelidir ki, duruşmanın bittiği bildirildikten sonra hakimin, 6100 sayılı HMK"nun 298. maddesi uyarınca kararı gerekçesi ile birlikte tam olarak yazması ve hüküm sonucunu 6100 sayılı HMK" nun 297/2. maddesinde öngörülen biçimde tefhim etmesi asıldır.
Ne var ki, uygulamada 6100 sayılı HMK"nun 294.maddesinin getirdiği imkândan faydalanarak bazı zorunlu nedenlerle sadece hükmün sonucu tutanağa geçirilip tefhim edilmekte, gerekçeli karar daha sonra yazılmaktadır. İşte bu gibi hallerde, tarafların hak ve yükümlülüklerini açıkça gösteren tefhim ile aleniyet ve hukuki varlık kazanan kısa karara daha sonra yazılan gerekçeli kararın uygun olması zorunludur. Esasen kısa kararı yazıp, tefhim etmekle davadan elini çekmiş olan hakimin artık bu kararını değiştirmesine yasal olanak yoktur. Öte yandan, kısa kararla gerekçeli kararın çelişkili olması, yargılamanın aleniyeti, kararların alenen tefhim edilmesine ilişkin Anayasanın l4l. maddesi ile HMK’nın yukarıda değinilen buyurucu nitelikteki maddelerine de aykırı bir durum oluşturur.Ayrıca anılan husus kamu düzeni ile ilgili olup, gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir ödevdir. Aksine düşünce ve uygulama yargının,hakimin ve kararlarının her türlü düşünceden uzak, saygın ve güvenilir olması ilkesi ile de bağdaşmaz.
Somut olayda, değinilen ilke ve yasa hükümleri gözardı edilerek kısa kararda, 45 parsel sayılı taşınmaz yönünden taşınmaz bedeli olan 1.000 TL’nin satış tarihi 22/04/1988" den itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine şeklinde karar verildiği halde, gerekçeli kararda taşınmaz bedeli olan 11.000 TL"nin satış tarihi 22/04/1988"den itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine denilmek suretiyle kısa kararla gerekçeli karar arasında çelişki yaratılmıştır.
10.04.1992 tarihli 1991/7-1992/4 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu kararı ile kısa kararla gerekçeli kararın çelişkili bulunmasının bozma nedeni oluşturacağı; bozmadan sonra yerel mahkemenin önceki kısa kararla bağlı olmaksızın çelişkiyi kaldırmak kaydı ile karar verebileceği öngörülmüştür.Değinilen ilke ve yasa hükümleri gözardı edilerek kısa kararla çelişkili olarak gerekçeli karar yazılması doğru değildir.Davalının değinilen yön itibariyle yerinde bulunan temyiz itirazlarının kabulü ile, hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK"un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 19.06.2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.