14. Hukuk Dairesi 2016/12318 E. , 2019/4399 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacılar vekili tarafından, davalılar aleyhine 01.06.2012 gününde verilen dilekçe ile satış vaadi sözleşmesinden kaynaklı tapu iptali ve tescil talebi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 25.06.2015 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacılar vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacılar vekili; tarafların ortak murisleri ... intikal eden 6 adet taşınmazda bir kısım davalıların ve murislerinin paylarını, 08.05.1976, 09.01.1969 ve 11.06.1969 tarihli gayrimenkul satış vaadi sözleşmeleri ile davacılar murisi ... ile davacı ..."e satışının vaadedildiğini, zilyetliğin teslim edildiğini ancak tapunun devredilmediğini belirterek davalılara ait payların iptali ile davacılar adına tescilini talep etmiştir.
Davalılar cevap dilekçesi sunmamış, davaya cevap vermemişlerdir.
Davalı ... duruşmadaki beyanında; davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece keşif avansı kesin süreye rağmen yatırılmadığı ve tarafların murislerine ait mirasçılık belgesi sunulamadığı gerekçesiyle ispatlanamayan davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmü, davacılar vekili temyiz etmiştir.
Dava, usulüne uygun düzenlenmiş satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir. Bu tür davalarda kamu düzeninden olan görev ve harca esas alınacak değerin belirlenmesi ve satışı vaad edilen taşınmazlar ile iptali istenen tapuda kayıtlı taşınmazların aynı taşınmaz olup olmadığı mahallinde yapılacak uygulama ile tespit edilir. Bu nedenle mahallinde keşif yapılması gerektiği hususunda teddüt yoktur. Somut olayda sorun keşif giderlerini yatırması için davacıya verilen sürenin usulüne uygun olup olmadığı husunda toplanmaktadır.
6100 sayılı HMK’nin 90. maddesi gereğince; süreler, kanunda belirtilir veya hakim tarafından tespit edilir. Kanunda belirtilen istisnai durumlar dışında, hâkim kanundaki süreleri artıramaz veya eksiltemez. Hâkim, kendisinin tespit ettiği süreleri, haklı sebeplerle artırabilir veya eksiltebilir; gerekli gördüğü takdirde, bu konudaki kararından önce tarafları da dinler.
Aynı yasanın 94. maddesi gereğince; kanunun belirlediği süreler kesindir. Hâkim, tayin ettiği sürenin kesin olduğuna karar verebilir. Aksi hâlde, belirlenen süreyi geçirmiş olan taraf yeniden süre isteyebilir. Bu şekilde verilecek ikinci süre kesindir ve yeniden süre verilemez. Kesin süre içinde yapılması gereken işlemi, süresinde yapmayan tarafın, o işlemi yapma hakkı ortadan kalkar.
Kanun ya da hakim tarafından tayin edilmiş olan kesin süre içerisinde yerine getirilmeyen bir işlemin bu süre geçtikten sonra yerine getirilmesine yasal olanak bulunmamaktadır. Kesin süre içerisinde yerine getirilmeyen işlem bazen davanın kaybedilmesi sonuçlarını da doğurmaktadır. Davaların uzamasını veya uzatılmak istenmesini engellemek üzere konan kesin süre kuralı, kanunun amacına uygun olarak kullanılmalı, davanın reddi için bir araç sayılmamalıdır. Bu nedenle de hakim tarafından kesin süre verilirken;
1)Kesin süreye konu işlemin gerekli ve tarafların yerine getirebileceği bir işlem olması,
2)Verilen sürenin işlemin yapılması için yeterli ve makul bir süre olması, duruşma gününe kadar kesin süre nedeniyle yapılacak işlem sonrası başka bir işleme gerek yok ise bu sürenin takip eden duruşma gününe kadar verilmesi,
3)Yapılacak iş veya işlemler birer birer, varsa masraflarının da miktarıyla birlikte açıkça gösterilmesi,
4)Sürenin kesin olduğu ve sonuçlarının tarafa açıklanması zorunludur.
Somut olayda; mahkemece 27.02.2014 tarihli celsede keşif kararı verilmiş ve sürenin kesin olduğu davacı asile ihtar edilmiştir.
Yukarıda açıklanan ilkeler uyarınca; keşif için kesin süre verildiğinde de ara kararında yapılması gereken işlerin neler olduğunun tam bir açıklıkla belirtilmesi, sürenin yeterli ve elverişli olması, keşif giderlerinin (Hakim ve mahkeme personelinin yol tazminatını, taşıt giderlerini, tanık ve bilirkişi ücretlerini ve bunlara çıkarılacak davetiye giderlerini kapsayacak biçimde) ayrıntılı olarak saptanması, kesin sürenin sonuçlarının açıklanması gerekli iken ve henüz öninceleme aşamasında deliller toplanmadan keşif kararı verilmesi doğru görülmediği gibi davacılar vekilinin 02.10.2014 tarihli celsedeki beyanında; yeniden keşif günü verilmesi talebi bulunduğu halde bu yönler gözetilmeden ve usulüne uygun verilmeyen kesin süreye rağmen yeniden keşif günü verilmesine ilişkin talebin reddine dair verilen ara karar da yerinde değildir. Kaldı ki davacı vekilinin 25.06.2015 tarihli son celse ve diğer celselerde de yeniden keşif günü verilmesine ilişkin talebi bulunmaktadır.
Davacı tarafından kesin mehile rağmen keşif gideri yatırılmaması halinde dosyadaki diğer deliller değerlendirilerek mevcut delillerle davanın ispatlanamaması halinde bu gerekçe ile davanın reddine karar verilebilir. Mahkemece tarafların murisleri Abdil Çetin"e ait davaya konu satış vaadi sözleşmelerinde geçen ...Asliye Hukuk Mahkemesinin 1961/911 E. sayılı mirasçılık belgesinin sunulması istenilmiş bu mirasçılık belgesi de sunulamayınca davanın ispatlanamadığı gerekçesiyle reddine karar verilmişse de; dosya içerisinde muris ..."e ait farklı bir mirasçılık belgesi bulunduğu gibi dava konusu taşınmazların mirasçılarına da intikalinin gerçekleştiği, paylarının belli olduğu bu hususta bir tespite de gerek bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle davanın reddine karar verilmesi doğru değildir. Mahkemece davacılar vekiline usulüne uygun süre verilerek keşif avansı yatırıldığı takdirde keşif yapılarak dava konusu taşınmazlarda davalıların satış vaadi sözleşmesine konu paylarının dava tarihi itibariyle değeri tespit edilerek gerekirse eksik harcın tamamlanması sonucuna göre işin esası hakkında bir karar verilmesi gerekir.
Tüm bunların dışında dava konusu 08.05.1976 tarihli satış vaadi sözleşmesi davaya konu edilmişse de dosya içerisinde bulunan Tapu Müdürlüğü yazısı ve dava konusu taşınmazların tapu kayıtlarından anlaşıldığı üzere, satış vaadi borçluları ... ve Hatice Demircioğlu"nun dava konusu taşınmazlarda payları bulunmamaktadır. 12.03.1976 tarih 1097 yevmiye numaralı işlemle bu kişilere ait payların davacıların murisi ..."e satıldığı bildirildiğinden satış vaadi sözleşmesinin ifa olanağı yoktur. Bu durumda adı geçen kişilere karşı açılan davanın da reddine karar vermek gerekir.
Mahkemece, davacılar vekiline usulüne uygun süre verilmeyerek ve murise ait mirasçılık belgesinin sunulmaması nedeniyle davanın ispatlanamadığı şeklindeki yanılgılı değerlendirmeyle yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş, hükmün bu nedenlerle bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacılar vekilinın temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde yatırana iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 15.05.2019 tarihinde oybirliği ile karar verilmiştir.