1. Hukuk Dairesi 2016/11861 E. , 2019/4473 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL
Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece davanın reddine ilişkin olarak verilen karar davacı vekili tarafından yasal süre içerisinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma isteği değerden reddedilerek Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
-KARAR-
Dava, hile hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
Davacı, 257 ada 19 parsel sayılı taşınmazdaki 13/16 payını, davalı kızına ölünceye kadar bakma akdi ile temlik ettiğini, akitten sonra davalının kendisini evden attığını, tapuya gittiğinde devir işleminin ölünceye kadar bakma akdi ile değil bağış işlemi ile yapıldığını öğrendiğini, davalının kendisini aldattığını ileri sürerek taşınmazın tapusunun iptali ile adına tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı, davacının kendi rızası ile bağış yaptığını, bakıma muhtaç olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, TBK 39. maddesi gereğince 1 yıllık hak düşürücü sürenin dolduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; davacının, maliki olduğu 257 ada 19 parseldeki 10/16 payını 24.12.2009 tarihinde davalı kızına hibe ettiği anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere, hile (aldatma), genel olarak bir kimseyi irade beyanında bulunmaya, özellikle sözleşme yapmaya sevk etmek için onda kasten hatalı bir kanı uyandırmak veya esasen var olan hatalı bir kanıyı koruma yahut devamını sağlamak şeklinde tanımlanır. Hatada yanılma, hilede ise yanıltma söz konusudur. 6098 s. Türk Borçlar Kanununun (TBK) 36/1. (818 s. Borçlar Kanunun (BK) 28/1.) maddesinde açıklandığı üzere taraflardan biri diğer tarafın kasıtlı aldatmasıyla sözleşme yapmaya yöneltilmişse yanılma (hata) esaslı olmasa bile aldatılan taraf için sözleşme bağlayıcı sayılamaz. Değinilen koşulların varlığı halinde aldatılan taraf hakkını kullanmak suretiyle hukuki ilişkiyi geçmişe etkili (makable şamil) olarak ortadan kaldırabilir ve verdiği şeyi geri isteyebilir.
Öte yandan, hile (aldatma) her türlü delille ispat edilebileceği gibi iptal hakkının kullanılması hiç bir şekle bağlı değildir. Aldatmanın öğrenildiği tarihten itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde karşı tarafa yöneltilecek bir irade açıklaması, defi yahut dava yoluyla da kullanılabilir.
Somut olayda, öncelikle hak düşürücü sürenin başlangıç tarihinin ve buna göre eldeki davanın hak düşürücü süre içinde açılıp açılmadığının saptanması gerektiği açıktır.
Hemen belirtilmelidir ki, TBK"nın 39. (BK’nın 31.) maddesinde öngörülen bir yıllık hak düşürücü sürenin hileye(aldatmaya) maruz kalan kimsenin bunu öğrendiği tarihten itibaren işlemeye başlayacağı, mağdurun öğrenme tarihi olarak ileri sürdüğü tarihin esas alınacağı belirgin olup; diğer tarafın öğrenmenin(ıttılaın) bu tarih değil de daha önce olduğunu iddia etmesi durumunda, bu iddiasını ispat zorunluluğunda olduğunda da kuşku bulunmamaktadır. Nitekim, Hukuk Genel Kurulu’nun 20.04.1983 gün ve 1980/1-1846-397 sayılı kararında da aynı hususa işaret edilmiştir.
Hal böyle olunca, resmi senette getirtilmek suretiyle bu yöndeki taraf delilleri toplanarak hilenin(aldatmanın) öğrenilme tarihinin kuşkuya yer bırakmayacak biçimde açıklığa kavuşturulması, hak düşürücü sürenin geçtiğinin anlaşılması halinde davanın süreden reddedilmesi, aksi takdirde yukarıdaki ilkeler uyarınca işin esasının değerlendirilmesi gerekirken davanın hak düşürücü süreden reddedilmesi doğru değildir.
Davacının yerinde bulunan temyiz itirazlarının kabulü ile, hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK"un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 09.09.2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.