
Esas No: 2014/22453
Karar No: 2015/1451
Karar Tarihi: 22.01.2015
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2014/22453 Esas 2015/1451 Karar Sayılı İlamı
"İçtihat Metni"
Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Tapu iptali ve kal
Hazine ile .. ve müşterekleri aralarındaki tapu iptali ve kal davasının kısmen kabulüne ve kısmen reddine dair Asliye Hukuk Mahkemesi"nden verilen 17.06.2014 gün ve 501/208 sayılı hükmün Yargıtay"ca incelenmesi davacı Hazine vekili ile davalılar vekili taraflarından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı Hazine vekili, ...sayılı taşınmazın bir kısmının 3621 sayılı Kıyı Kanunu"na göre kıyı kenar çizgisi kapsamında kaldığını belirterek dava konusu taşınmazın kıyı kenar çizgisi içerisinde kalan kısmının tapu kaydının iptali ile taşınmaz üzerindeki binanın kal"ine karar verilmesini istemiştir.
Davalılar vekili, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, bozma ilamından sonra davanın kısmen kabulü ile, .. sayılı taşınmazın 14.05.2014 tarihli bilirkişi rapor ve krokisine göre 6,23 m2"lik kısmının kıyı kenar çizgisi içerisinde kaldığı gerekçesi ile bu kısmın davalılar adına olan tapu kaydının iptali ile kıyıya terkinine, dava konusu taşınmaz üzerindeki bina kıyı kenar çizgisi dışında kaldığından kal isteminin reddine karar verilmiştir.
Hüküm, taraf vekilleri tarafından süresi içerisinde ayrı ayrı temyiz edilmiştir.
Davanın, karar verilmesine yer olmadığına dair önceki hükmün temyizi üzerine Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin .., Karar sayılı ilamı ile, "".... davanın hak düşürücü süreden reddine ilişkin kurulan kararın Anayasa Mahkemesi’nin anılan iptal kararından sonra doğru olduğu söylenemez. Zira kamu düzeninin söz konusu olduğu bütün haller istisnanın kapsamına girer. Hal böyle olunca; işin esasının 28.11.1997 tarih ve 5/3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararına göre değerlendirilmesi, davanın kısmen veya tamamen kabulü halinde de, 19.01.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6099 sayılı Yasa hükümleri de gözetilerek taraf iddiaları doğrultusunda gerekli araştırma ve inceleme yapılmak suretiyle uyuşmazlığın çözüme kavuşturulması bakımından karar bozulmalıdır. "" gereğine işaret edilerek bozulmuştur. Mahkemece bozma ilamına uyulması kararı verildikten sonra, yukarıda yazılı şekilde hüküm kurulmuştur.
Toplanan deliller ve tüm dosya kapsamı karşısında; Mahkemece bozma ilamına uyulmuş ise de; bozma gerekleri doğrultusunda yapılan araştırma ve inceleme hüküm
vermeye yeterli bulunmamaktadır. Bilindiği üzere, 362l sayılı Kıyı Kanunu"nun "kıyı kenar çizgisini" belirleme yöntemine ilişkin 5 ve 9. maddelerinin uygulanmasına yorum getiren ve görülmekte olan davalarda dikkate alınması zorunlu bulunan 28.11.1997 gün ve 5/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararın da "kural olarak, mülkiyet hukuku yönünden kıyı kenar çizgisi belirlenmesi görevinin idari yargıya ait olduğuna; ancak 3621 sayılı Kıyı Kanunu"nun 9. maddesi uyarınca idare tarafından kıyı kenar çizgisi belirlenmiş ve yazılı bildirime rağmen yasal süresinde idari yargıya başvurulmaması nedeniyle yargı yolunun kapanmış olması veya idare tarafından verilip kesinleşmiş karar bulunması durumlarında, bunlara uygun şekilde kıyı kenar çizgisinin adli yargı tarafından saptanması gerektiğine" işaret edilmiştir. 3621 sayılı Kanun"un 5 ve 9. maddelerine göre de kıyı kenar çizgisinin belirlenmesi zorunludur. Uzman bilirkişilerin, Yasa"nın ve İçtihadı Birleştirme Kararlarının emredici hükümleri dışında, hiçbir bilimsel incelemeye, araştırmaya ve verilere dayanmaksızın belirlenen kıyı kenar çizgisine itibar etmek doğru değildir. Değinilen İçtihadı Birleştirme Kararı kapsamı ve 3621 sayılı Kanun"un 5. ve 9. maddelerinde öngörüldüğü biçimde üç jeolog ya da jeoloji mühendisinden oluşturulacak uzman bilirkişi kurulu ve tapu fen memuru aracılığıyla yerinde keşif yapılması, 28.11.1997 tarih 5/3 sayılı İnançları Birleştirme Kararı doğrultusunda bilimsel verilerden de yararlanılarak kıyı kenar çizgisinin belirlenmesi zorunludur.
Somut olayda;... cevabi yazısında, dava konusu alanın 08.02.2006 tarihinde onaylanarak kesinleşen kıyı kenar çizgisini içeren halihazır paftasına denk düştüğü bildirilerek ilan askı ve duyuru tutanakları gönderilmiştir. Ancak ilgililere bizzat bildirim yapıldığına ilişkin bir ibareye yer verilmemiştir. Bu durumda ilgililere bizzat bildirim yapılmadığı için bağlayıcılık niteliği taşımayan kıyı- kenar çizgisi karşısında 28.11.1997 gün ve 5/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı"nda ve 3621 sayılı Yasa"nın 9. maddesinde öngörüldüğü şekilde oluşturulacak bilirkişi heyeti vasıtası ile kıyı kenar çizgisinin belirlenmesi gerekmiş olup mahkemece, akademik ünvanlı jeoloji mühendisleri, harita mühendisi, Yüksek şehir planlamacısı ve inşaat yüksek mühendislerinden oluşan bilirkişi kurulu heyeti ile birlikte keşif icra edilerek keşfen kıyı kenar çizgisi belirlenmiştir. Hal böyle olunca, idare tarafında belirlenen kıyı kenar çizgisi ile 3621 sayılı Kanun"un 9/2. maddesi uyarınca belirlenen bilirkişi heyetince saptanan kıyı kenar çizgileri üst üste çakıştığında her iki kıyı kenar çizgisine itibar edilmesi, çakışmadığı taktirde Yargıtayın 28.11.1997 tarih 5/3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı gözönünde tutularak 3621 sayılı Yasa"nın 9/2. maddesine göre oluşturulacak uzman bilirkişiler heyetince saptanan kıyı kenar çizgisine itibar edilmesi gerekir. Ne var ki; hükme esas alınan 14.05.2014 tarihli ek bilirkişi raporuna ekli 1/1000 ölçekli krokide keşfen belirlenen kıyı kenar çizgisi ile daha önce idare tarafından belirlenen kıyı kenar çizgisi ayrı ayrı gösterilmemiş, çakışma olup olmadığı belirtilmemiş, dava konusu taşınmazın bir kısmının kıyı kenar çizgisinin içinde (deniz tarafında) kaldığı belirtilmesine rağmen bu durum krokiye net olarak yansıtılmamıştır.
O halde; mahkemece yukarıda belirtilen eksiklikler gözetilmek suretiyle alınacak ek bilirkişi kurulu raporu ile keşfen belirlenen çizgi ile idarece belirlenen kıyı kenar çizgisi çakıştırılmalı aralarında farklılık bulunduğu takdirde bu farklılığın nedenlerinin bilimsel gerekçeler gösterilmek suretiyle açıklığa kavuşturulmalı ayrıca keşfi izlemeye ve infaza olanak sağlayacak biçimde fen bilirkişisine kroki düzenlettirilmeli, kıyı kenar çizgisi içerisinde kalan kısım kroki üzerinde işaretlenmeli ve renkli olarak belirtilmeli ondan sonra hasıl olacak sonuca göre karar verilmelidir.
Açıklanan nedenlerle taraf vekillerinin temyiz itirazlarının kabulüyle usul ve yasaya uygun bulunmayan hükmün 6100 sayılı HMK"nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK"nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, bozma nedenine göre şimdilik
diğer temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına ve taraflarca HUMK"nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK"nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 22.01.2015 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Davacı .. tarafından açılan dava ile davalıya ait taşınmazın bir bölümünün 3621 sayılı Kıyı Kanunu kapsamında kalan Devletin hüküm ve tasarrufu altında olan yerlerden kamu malı niteliğinde olduğu ve kişilerin mülkiyetinde kalamayacağını ileri sürülerek; bu bölümün davalılar adına mevcut tapu kaydının iptaliyle kıyı olarak tapu sicilinden terkinine karar verilmesi istenilmiştir.
Yerel Mahkemece yapılan araştırma ve inceleme sonucu 25.03.2010 tarihli kararla (Mahkemenin 1. kararı); 3402 sayılı Kadastro Kanunu"nun 12/3. maddesi uyarınca (10) yıllık hak düşürücü süre geçirilmek suretiyle dava açılmış olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; hüküm davacı .. tarafından temyiz edilmiştir. O tarihte bu nitelikteki davalarla ilgili mahkeme kararlarının temyiz incelemesini yapmakla görevli olan Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, temyiz edilen hükmü 04.10.2010 tarihli bozma ilamıyla (Yargıtay’ın 1. bozma ilamı) “…davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı, bu yöne değinen .."nin temyiz itirazlarının yerinde olmadığından reddine; ancak bu durumun yargılama sırasında Kadastro Kanunu"nun 12/3. maddesinde yapılan değişiklikten kaynaklandığı, davanın açıldığı sırada davacı .. dava açmada haklı durumda olduğundan, davalının yapılan tüm yargılama gideri ve avukatlık ücretinden sorumlu olacağı gözetilmeden karar verilmesinin isabetli olmadığı…” gerekçesiyle, hükmü sadece yargılama gideri ve vekalet ücreti yönünden bozmuştur. Karar düzeltme aşamasından geçmek suretiyle bu bozma kesinleşmiştir. Yerel mahkemece bu bozma ilamına karşı verilen 17.05.2011 tarihli kararla “… davanın esasıyla ilgili olarak verilen hak düşürücü süre yönünden davanın reddine ilişkin bölümünün bozma konusu yapılmayıp kesinleştiğinden bu bölüm hakkında karara yer olmadığına, yargılama gideri ve vekalet ücretiyle ilgili bozma hakkında önceki karar gibi direnilmesine karar verilmiştir (Mahkemenin 2. kararı). Bu ikinci kararın davacı tarafca temyizi üzerine, temyizi inceleyen yüksek Y.HGK. “… yargılama gideri ve vekalet ücretiyle ilgili temyiz yanında davanın esasıyla ilgili mahkemenin ilk kararının da temyizen incelenmesinin mümkün olduğuna karar verererk,Y.1.HD.nin bozmaya ilişkin yukarda sözü edilen 04.10.2010 tarihli bozma ilamının tümüyle kaldırılmasına, Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararından sonra oluşan yeni durumu dikkate alınarak yeniden inceleme yapılması için dosyanın Y.1.HD.ne gönderilmesine karar verimiştir (Yargıtay’ın 2. bozma ilamı). Bu kez dosyanın gönderildiği Yargıtay 1.HD.nin 05.04.2012 tarihli ilamıyla (Yargıtay’ın 3. bozma ilamı) “…Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararı sonucu, davanın esasının çözümlenmiş sayılamayacağı, bu sebeple davanın esasının incelenerek gerçekleşecek sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiği…” gerekçesiyle
mahkemenin ilk hükmü bozulmuştur. Yerel mahkemece bu bozma ilamına uyulması soncu bu kez mahkemenin 17.06.2014 tarihli kararıyla (Mahkemenin 3. kararı); dava konusu taşınmazın 6.23 m2"lik bölümü hakkında iptal/terkin kararı verilmiştir. Bu hüküm her iki tarafca temyiz edilmiştir. Yargıtay tarafından bozulan bir hükmün bozma kararının (sebeplerinin) kapsamı dışında kalmış olan kısımları (bölümleri) kesinleşir. Bozma kararına uymuş olan mahkeme bozma kararının kapsamı dışında kalması nedeniyle, kesinleşen bu kısımlar hakkında yeniden inceleme yaparak karar veremez. Yani kesinleşmiş olan bu bölümler, o bölümler lehine olan taraf yararına usuli kazanılmış hak oluşturur (Baki Kuru:Hukuk Muhakemeleri Usulü, 6. baskı, Cilt V, İstanbul 2001, sh. 4762). Bu sonuç, aynı zamanda Yargıtay’ın 04.02.1959 tarih ve 13/5 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı’nın da bir gereğidir. Yargıtay’ın bu konuda pek çok emsal kararı bulunmaktadır (bkz.Y.HGK.nun 22.04.1999 tarih, 11/290-296 sayılı kararı). Yargıtay, tarafların bildirdiği temyiz sebepleriyle bağlı değilse de (HUMK.m.439/2), tarafların temyiz talebiyle bağlıdır. Yargıtay hükmün temyiz edilmeyen(ve bu nedenle de kesinleşen) bölümü hakkında temyiz incelemesi yapamaz ve hükmün temyiz edilmeyen bölümünü bozamaz. HUMK.439/2.maddesi hükmü, hükmün yalnız temyiz edilen bölümü hakkında uygulanır (Baki Kuru, age. Cilt V, Sh.4626). Bu bakımdan, temyiz edilen hükmün,daha önce Yargıtay denetiminden geçerek,bozma konusu yapılamış bölümleri, onama hükmünde olduğu ve varsayımsal onama kararı kesinleştiği takdirde; kısmi temyiz gibi sonuç doğurur ve hükmün onanmış sayılan bölümleri kesinleşir ve bu nedenle HUMK. 439/2. maddesi uyarınca, Yargıtay’ın tarafların gösterdiği temyiz sebepleriyle bağlı olmadığı gerekçesiyle yeniden temyiz denetimine tabi tutulamaz.
”Kamu düzeni ilkesi” atlanmış veya gündeme gelmiş olsa bile, yerel mahkeme kararlarının kesinleşen bölümleri hakkında hükmün kesinleşmeyen bölümleriyle ilgili temyiz incelemesi sırasında, kesinleşen bölümlerine yönelik yeniden temyiz incelemesi yapılamaz. Hükmün kesinleşen bölümleriyle ilgili olarak, Yargıtay’ın temyiz inceleme aşaması için yukarda açıklanan biçimde inceleme yapma yükümlülüğü, yerel mahkemelerin elindeki davaları sonuçlandırması bakımından da geçerlidir. Yerel mahkeme, temyiz süresinin geçirilmesi veya hükmün kısmen temyizi ya da Yargıtay tarafından yapılan temyiz incelemesi sonucu hükmün bir bölümünün bozmaya konu edilmemesi ve bu nedenlerle kesinleşmesine rağmen, hükmün o bölümü hakkında kendiliğinden önceki hükme aykırı karar verir ya da Yargıtay hükmün o bölümü kesinleştiği halde, o bölümü yeniden temyiz incelemesine tabi tutup o bölüm hakkında kesinleşme sonucuna aykırı olarak yeni bir karar verirse; bu kararların hukuki sonucu ne olacaktır? Kuşkusuz, bu şekildeki yerel mahkeme kararlarının temyiz edilmeleri üzerine Yargıtay tarafından düzeltilmesi olanaklıdır. Ancak Yargıtay bu şekilde hatalı bir bozma kararı verip,yerel mahkeme bu bozma kararına direnmezse ne olacaktır? Yargıtay uygulaması ve öğreti görüşü, bu gibi kararların “yokluk” hükmüyle sakat olacağı ve Yargıtay’ın haber aldığı böyle bir yanlışlığı düzeltilebileceği şeklindedir (Baki Kuru; age. Cilt V. sh. 4565; Y.7.HD. 18.19.1985 t. 371/11115 Esas ve Karar-YKD 1985/12, sh. 1795; Y. 9. HD. 13.12.1967 t. 1057/1095- Mustafa Çemberci-İş Mahkemeleri Kanunu Şerhi, Ankara 1969, sh. 205). Varılan bu sonuçlar, aynı zamanda Medeni Usul Hukuku’nun temel ilkelerinden “hukuki güvenlik ilkesi”nin de bir gereğidir.
Hukuki güvenlik ve yargıya güven kesin hüküm ilkesi ile sağlanır. Hukuki güvenlik ilkesi; hukuk devleti ilkesinin olmazsa olmaz koşulu olup; hukuk kurallarının herkese eşit ve adil bir şekilde uygulanmasını da içeren bir ilkedir. T.C. Anayasa’sının 2. maddesi’nde Cumhuriyetin nitelikleri sayılırken, Türkiye Cumhuriyeti’nin bir Hukuk Devleti olduğu vurgulanmıştır. Hukuk devleti kişilerin hukuki güvenliğini gözeten ve sağlayan bir devlettir. Hukuki güvenlik ilkesi, herkesin bağlı olacağı hukuk kurallarını önceden bilmesi, tutum ve davranışlarını buna göre güvenle düzene sokabilmesi anlamına gelir. Hukuk devleti hukuk
kurallarının onu yasalaştıranlar da dahil olmak üzere, her kişi ve kuruluşu bağlamasını ifade eder. Hukuk devleti kavramının özünü devlet organlarının hukuka bağlılığı yani, yönetimin eylem ve işlemlerini hukukun içinde kalarak yerine getirmesi oluşturmaktadır. T.C. Anayasa"sının 36. maddesi; “Herkes… adil yargılanma hakkına sahiptir” hükmünü içerir. Türkiye’nin de taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin adil yargılanma başlığı taşıyan 6. maddesinde; “Herkes … davasının …. hakkaniyete uygun …… olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir.” denilmektedir. Adil yargılanma hakkının en önemli alt kavramlarından birisi, “silahların eşitliği ilkesi”dir. Yargılamada taraflar arasında adil, hakkaniyete uygun bir denge kurulması gerekir. Anayasa’nın 2. maddesiyle benimsenen hukuk devletinde, hukuki güvenliği sağlayan bir düzen kurulması asıldır. Böyle bir düzende devlete güven ilkesi vazgeçilmez temel unsurlardandır. Hukuk Devletinde yasama, yürütme ve yargının hukuka bağlı olması gerekir. Yargısı hukuka bağlı olmayan bir devlette vatandaşların kendilerini güvencede hissedebileceklerini söylemek mümkün değildir. Hukuk devletinde bireyler devlete güven duyabilmeli aynı şekilde devlet de bu güveni vatandaşa verebilmelidir. Kesin hükme saygı uluslar arası hukuk düzenine özgü hukukun genel ilkelerinden biri olarak da kabul görmektedir. Eğer bir hukuk sistemi içerisinde yargının verdiği ve bağlayıcı olan bir kesin hüküm işlevsiz bir duruma getirilmiş ise, adil yargılanma hakkının sağladığı güvencelerden söz edemeyiz.
Somut olayda, Mahkemece verilen davanın reddine ilişkin mahkemenin 1. kararı esas yönünden, Yargıtay’ın 1. bozma ilamında bozmaya konu edilmeyerek kesinleşmiştir. Kesin hüküm gücü kazanan bir kararın, Yargıtayca yeniden bozmaya konu edilmesi, yerel mahkemenin bozmanın kapsamı dışına çıkarak yeniden karar vermesi; kamu düzenini bozacak ve hukuki güvenlik ilkesini çiğneyecek bir sonuç yaratır. Bu bakımdan, davanın esasına ilişkin olarak verilen Yargıtay HGK. kararı hataya dayalıdır. Ne var ki; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararları gerek yerel mahkemeleri gerekse Yargıtay Dairelerini bağlayıcı nitelikte olduğundan; önce Y.1.HD.nin ve daha sonra da yerel mahkemenin HGK. kararına uyarak karar vermesi usul hukuku bakımından zorunludur. Sonuç olarak mahkemenin davanın esasıyla ilgili son kararı, zorunluluktan kaynaklanan ve artık kanunu yolu yargılaması ile giderilemeyecek nitelikte bir hukuki hataya dayalıdır. Değerli çoğunluğun bozma kararına katılmakla birlikte, bozma gerekçesinin açıkladığım şekilde genişletilmesi gerektiğini düşünüyorum, 22.01.2015
Davacı Hazine vekili, davalı adına tapuda kayıtlı ...sayılı taşınmazın bir kısmının 3621 sayılı Kıyı Kanunu’na göre, kıyı kenar çizgisi içinde kaldığını, bu kısma ilişkin tapu kaydının iptaline, üzerinde bulunan binanın kal"ine karar verilmesini talep etmiş, Mahkemece yapılan yargılama sonucunda davanın hak düşürücü süre yönünden reddine karar verilmesi üzerine, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Yargıtay 1. Hukuk Dairesi’nin 14.10.2010 tarih, 2010/8225 Esas – 2010/9779 Karar sayılı ilamı ile hükmün esası yönünden temyiz itirazları reddedilerek, yargılama giderleri ve avukatlık ücreti yönünden hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
Mahkemece, davanın hak düşürücü süre yönünden reddine ilişkin karar bozma kapsamı dışında bırakılarak bu husus kesinleştiğinden yeniden karar verilmesine yer olmadığına karar verilerek hükmün bozulan kısmı yönünden direnme kararı verilmiştir.
Hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2011/1-712 Esas, 2011/734 sayılı kararı ile eldeki dava sonuçlanıp kesinleşmeden bu davaya uygulanabilecek olan yasa metni Anayasa Mahkemesi"nce iptal edilerek değiştirildiğine göre iptal kararı sonucu oluşan durumun maddi anlamda kesinleşmemiş ve derdest olan eldeki davaya da uygulanması gerektiği oluşan yeni durum dikkate alınarak özel dairesince inceleme yapılıp sonuca ulaşılması gerektiğinden dosyanın Yargıtay 1. Hukuk Dairesi"ne gönderilmesine karar verilmiş, Yargıtay 1. Hukuk Dairesi"nce hüküm esas yönünden de bozulmuştur. Bozma ilamında, Anayasa Mahkemesi’nin 12.05.2011 tarih, 2009/31-77 sayılı kararı ile hak düşürücü süreye ilişkin hükmün iptal edildiği, iptal hükmünün yürürlüğe girdiği, 10.03.1969 gün, 1/3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında belirtildiği üzere iptalin kesin şekilde çözüme bağlanmış uyuşmazlıkları etkilemeyeceği, henüz anlaşmazlık hali devam ediyorsa iptalin kapsamına gireceği, Anayasa Mahkemesi"nin iptal kararından sonra, Mahkemece verilen ret kararının doğru olduğunun söylenemeyeceği, işin esası hakkında 28.11.1997 tarih, 5/3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı doğrultusunda değerlendirme yapılmak suretiyle ve ayrıca 6099 sayılı Yasa hükümleri de gözönünde bulundurularak uyuşmazlığın çözüme kavuşturulması gerektiğinin belirtildiği, Mahkemece bozma ilamına uyularak, davanın kabulüne, 6,23 m2’lik kısmın tapu kaydının iptaline, kıyı olarak terkinine, kal isteminin reddine karar verilmiştir.
Hüküm, taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
Mahkemece verilen ilk karar esas yönünden, yani davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine ilişkin kısmı, Yargıtay 1. Hukuk Dairesi’nce esasa yönelik temyiz itirazları reddedilmek suretiyle onanmış, yargılama gideri ve avukatlık ücreti yönünden bozulmuştur. Nitekim Mahkemece bozmadan sonra verilen kararda hükmün esas yönünden kesinleştiği belirtilerek esas yönünden yeniden hüküm kurulmamış hükmün bozulan kısmı yönünden direnme kararı verilmiştir.
Hükmün onanan kısmı kesinleşmiş artık kesin hüküm haline gelmiştir. Kesin hüküm, hükmü veren mahkeme de dahil olmak üzere bütün mahkemeleri bağlar. Kesin hüküm kamu düzenine ilişkin olduğundan, tarafların iradesine tabi değildir.
Hukuki güvenlik ve yargıya güven kesin hüküm ilkesi ile sağlanır. Hukuki güvenlik ilkesi; hukuk devleti ilkesinin olmazsa olmaz koşulu olup, mevcut emredici hukuk kurallarının herkese eşit şekilde ve düzgün bir şekilde uygulanmasını da içeren bir ilkedir. T.C. Anayasa’sının 2. maddesi’nde Cumhuriyetin nitelikleri sayılırken, Türkiye Cumhuriyeti’nin bir hukuk devleti olduğu vurgulanmıştır. Hukuk devleti kişilerin hukuki güvenliğini sağlayan bir devlettir.
Hukuki güvenlik ilkesi, herkesin bağlı olacağı hukuk kurallarını önceden bilmesi, tutum ve davranışlarını buna göre güvenle düzene sokabilmesi anlamına gelir. Hukuk devleti hukuk kurallarının onu koyanlar da dahil olmak üzere, her kişi ve kuruluşu bağlamasını ifade eder. Hukuk devleti kavramının özünü devlet organlarının hukuka bağlılığı yani, yönetimin eylem ve işlemlerini hukukun içinde kalarak yerine getirmesi oluşturmaktadır. . T.C. Anayasası 36. maddesi; “Herkes ….. adil yargılanma hakkına sahiptir.” hükmünü içerir. Türkiye’nin de taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin adil yargılanma başlığı taşıyan 6. maddesinde; “Herkes …. davasının ….. hakkaniyete uygun …… olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir.” denilmektedir.
Adil yargılanma hakkının en önemli alt kavramlarından birisi, silahların eşitliği ilkesidir. Yargılamada taraflar arasında adil, hakkaniyete uygun bir denge kurulması gerekir.
Anayasa’nın 2. maddesiyle benimsenen hukuk devletinde, hukuki güvenliği sağlayan bir düzen kurulması asıldır. Böyle bir düzende devlete güven ilkesi vazgeçilmez temel unsurlardandır. Hukuk devletinde yasama, yürütme ve yargının hukuka bağlı olması gerekir. Yargısı hukuka bağlı olmayan bir devlette vatandaşların kendilerini güvencede hissedebileceklerini söylemek mümkün değildir.
Hukuk devletinde bireyler devlete güven duyabilmeli aynı şekilde devlet de bu güveni vatandaşa verebilmelidir.
Kesin hükme saygı uluslar arası hukuk düzenine özgü hukukun genel ilkelerinden biri olarak da kabul görmektedir. Eğer bir hukuk sistemi içerisinde yargının verdiği ve bağlayıcı olan bir kesin hüküm işlevsiz bir duruma getirilmiş ise adil yargılanma hakkının sağladığı güvencelerden söz edemeyiz.
Somut olayda, Mahkemece verilen ilk karar esas yönünden, Yargıtay 1. Hukuk Dairesi’nce onanarak kesinleşmiştir. Kesin hüküm gücü kazanan bir kararın, bozmaya konu edilmesi, kamu düzenini bozacak bir sonuç yaratır. Mahkemece verilen ilk karar esas yönünden onanıp kesinleştiğine göre, bozma ilamına konu edilip, Mahkemece de esas yönünden hüküm kurulup davanın kabulüne karar verilmesi doğru değildir. Bu durum, uluslararası hukuk düzeninde kabul görmüş ilkelere, T.C Anayasası’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti ilkesine, hukuki güvenlik ilkesine, adil yargılanma hakkına aykırılık teşkil eder. Devlete ve yargıya güveni ciddi bir şekilde sarsar. Açıkladığım nedenlerden dolayı Mahkemece verilen hükmün esası ile ilgili davanın kabulüne ilişkin kararın açıkladığım nedenlerle bozulması gerektiği kanaatinde olduğumdan sayın çoğunluğun, bozma gerekçesine katılmıyorum, 22.01.2015
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.