7. Hukuk Dairesi 2015/1204 E. , 2015/6335 K.
"İçtihat Metni"Mahkemesi : Perşembe Asliye Hukuk Mahkemesi
(İş Mahkemesi Sıfatıyla)
Tarihi : 21/10/2014
Numarası : 2014/120-2014/160
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü:
1-Dosyadaki yazılara, hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayandığı maddi delillere ve özellikle gerekçeli karar başlığında dava tarihi 21/09/2011 olduğu halde 27/06/2014 olarak gösterilmiş olması yanlış ise de, bu maddi hatanın mahkemece her zaman düzeltilmesinin mümkün olduğunun anlaşılmasına göre, davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki temyiz itirazlarının reddine,
2-Davacı, 2002 yılından 17/07/2011 tarihine kadar inşaat malzemeleri, nalburiye, beyaz eşya, fındık alım satım işi ile iştigal eden davalı şirkette aralıksız olarak çalıştığını, davalı şirketin 25/04/2008 tarihinden sonra unvan değişikliği yaptığını, 17/07/2011 tarihine kadar aylık 800 TL net ücret ile her iki unvanlı şirkette de aralıksız çalıştığını, iş akdinin haksız olarak davalı işveren tarafından sona erdirildiğini iddia ederek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, fazla mesai alacağı, yıllık ücretli izin alacağı, milli ve dini bayram çalışma alacaklarını talep etmiştir.
Davalı, davanın yetkisiz mahkemede açılması nedeniyle yetki itirazında bulunduklarını, ayrıca davacının hak ve alacağının bulunmadığını, son dönemlerde uyarılmasına rağmen işini savsaklamaya, ahlaki olarak bozulmaya devam etmesi nedeniyle işine son verildiğini savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, davanın kısmen kabulüne ilişkin verilen karar Dairemiz tarafından “İşin yapıldığı yerin Medreseönü Beldesi, Perşembe/ORDU ve davalı işverenin ikametgahının Perşembe ilçesi olmasına rağmen davanın Fatsa 1. Asliye Hukuk Mahkemesi"nde (İş Mahkemesi Sıfatıyla) görüldüğü” gerekçesiyle bozulmuş, bozma sonrası Fatsa 1.Asliye Hukuk Mahkemesince (İş Mahkemesi Sıfatıyla) bozmaya uyularak yetkisizlik kararı verilmiş, davacının süresinde dosyanın yetkili mahkemeye gönderilmesi yönündeki talebi üzerine dosya görevli ve yetkili Perşembe Asliye Hukuk Mahkemesine (İş Mahkemesi Sıfatıyla) gönderilmiş, Perşembe Asliye Hukuk Mahkemesince (İş Mahkemesi Sıfatıyla) aynı gerekçelerle davanın kısmen kabulüne dair yeni bir karar verilmiştir.
Taraflar arasında alacakların zamanaşımına uğrayıp uğramadığı noktasında uyuşmazlık bulunmaktadır.
Zamanaşımı, alacak hakkının belli bir süre kullanılmaması yüzünden dava edilebilme niteliğinden yoksun kalmasını ifade eder. Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere zamanaşımı, alacak hakkını sona erdirmeyip sadece onu "eksik bir borç" haline dönüştürür ve "alacağın dava edilebilme özelliği"ni ortadan kaldırır.
Bu itibarla zamanaşımı savunması ileri sürüldüğünde, eğer savunma gerçekleşirse hakkın dava edilebilme niteliği ortadan kalkacağından, artık mahkemenin işin esasına girip onu incelemesi mümkün değildir.
4857 sayılı Kanundan daha önce yürürlükte bulunan 1475 sayılı Yasada ücret alacaklarıyla ilgili olarak özel bir zamanaşımı süresi öngörülmediği halde, 4857 sayılı İş Kanunun 32/8 maddesinde, işçi ücretinin beş yıllık özel bir zamanaşımı süresine tabi olduğu açıkça belirtilmiştir. Ancak bu Kanundan önce tazminat niteliğinde olmayan, ücret niteliği ağır basan işçilik alacakları, Borçlar Kanununun 126/1 maddesi (6098 Sayılı TBK 147) uyarınca beş yıllık zamanaşımına tabidir.
5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 7 nci maddesinde, iş mahkemelerinde sözlü yargılama usulü uygulanır. Ancak 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 447 inci maddesi ile sözlü yargılama usulü kaldırılmış, aynı yasanın 316 ve devamı maddeleri gereğince iş davaları için basit yargılama usulü benimsenmiştir.
Sözlü yargılama usulünün uygulandığı dönemde zamanaşımı def"i ilk oturuma kadar ve en geç ilk oturumda yapılabilir. Ancak 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun yürürlükte olduğu dönemde 319 uncu madde hükmü uyarınca savunmanın değiştirilmesi yasağı cevap dilekçesinin verilmesiyle başlayacağından, zamanaşımı defi cevap dilekçesi ile ileri sürülmelidir. 01.10.2011 tarihinden sonraki dönemde ilk oturuma kadar zamanaşımı definin iler sürülmesi ve hatta ilk oturumda sözlü olarak bildirilmesi mümkün değildir.
Dava konusunun ıslah yoluyla arttırılması durumunda, 1086 sayılı HUMK hükümlerinin uygulandığı dönemde, ıslah dilekçesinin tebliğini izleyen ilk oturuma kadar ya da ilk oturumda yapılan zamanaşımı defi de ıslaha konu alacaklar yönünden hüküm ifade eder. Ancak Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 01.10.2011 tarihinden sonraki uygulamada, 317/2 ve 319. maddeler uyarınca ıslah dilekçesinin davalı tarafa tebliği üzerine iki haftalık süre içinde ıslaha konu kısımlar için zamanaşımı definde bulunulabileceği kabul edilmelidir.
Cevap dilekçesinde zamanaşımı defi ileri sürülmemiş ya da süresi içinde cevap dilekçesi verilmemişse ilerleyen aşamalarda 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 141/2 maddesi uyarınca zamanaşımı defi davacının açık muvafakati ile yapılabilir.
1086 sayılı HUMK yürürlükte iken süre geçtikten sonra yapılan zamanaşımı define davacı taraf süre yönünden hemen ve açıkça karşı çıkmamışsa (suskun kalınmışsa) zamanaşımı defi geçerli sayılmakta iken, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun uygulandığı dönemde süre geçtikten sonra yapılan zamanaşımı definin geçerli sayılabilmesi için davacının açıkça muvafakat etmesi gerekir. Başka bir anlatımla 01.10.2011 tarihinden sonraki uygulamalar bakımından süre geçtikten sonra ileri sürülen zamanaşımı define davacı taraf muvafakat etmez ise zamanaşımı defi dikkate alınmaz.
Zamanaşımı definin cevap dilekçesinin ıslahı yoluyla ileri sürülmesi de mümkündür (Yargıtay HGK. 04.06.2011 gün 2010/ 9-629 E. 2011/ 70. K).
Somut olayda, davacı davasını 14/02/2013 tarihinde ıslah ederek talep miktarını arttırmış, ıslah dilekçesi 12/03/2013 tarihinde davalıya tebliğ edilmiştir. Davalı 21/03/2013 tarihinde ıslaha karşı zamanaşımı savunmasında bulunmuştur.
Davacının ıslah edilen miktarlara karşı süresinde zamanaşımı savunmasında bulunduğu gözetilmeden fazla mesai ve ulusal bayram ve genel tatil alacakları hakkında karar verilmesi hatalıdır.
Yapılacak iş, denetime elverişli rapor alınarak zamanaşımına uğrayan alacaklar dışlanarak yapılacak hesaba göre karar vermekten ibarettir.
O halde davalı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve karar bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı nedenle BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde davalıya iadesine, 06/04/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.