20. Hukuk Dairesi 2016/8175 E. , 2018/3395 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVALILAR : Hazine-...
İHBAR OLUNANLAR: ... ve Ark.
Taraflar arasındaki davanın yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili ile davalılar vekili tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı vekili 9.10.2010 tarihli dilekçe ile; müvekkilinin ... mahallesi 15117 ada 4 parsel sayılı taşınmazdaki .... adına kayıtlı 429/1806 payı vekil .... den 01.11.1994 tarihinde bedelini ödeyerek satın aldığını, ancak daha sonra anılan payın maliki olan ... ’in açtığı dava üzerine ...4. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2008/95 E-2008/411 K. sayılı ilamıyla satış sırasında kullanılan vekaletnamenin sahte olduğu gerekçesiyle tapu kaydının iptaline davacı adına tapuya tesciline karar verildiğini, temyiz incelemesinden geçerek 21.10.2009 tarihinde kesinleştiğini, zararın oluştuğunu ileri sürerek fazlaya ilişkin haklarını saklı tutup şimdilik 70.000 TL. tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesi istemiyle dava açmıştır.
Davalılar; davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece; mahallinde keşif ve bilirkişi incelemesi yapıldıktan sonra tazminat istemine konu payın malikinin ... ve ...’den olma 1937 doğumlu ...olduğu halde satış sırasında kullanılan vekaletnamede vekalet verenin Hüseyin ve ... ‘den olma 1926 doğumlu ...olduğu, davacının satışa konu taşınmazda müşterek malik olduğu halde gerekli özeni göstermeksizin ... in payını satın aldığı, davacının öncelikle vekaletnameyi veren ve vekil olarak işlem yapan kişiler hakkında takip yapmadan doğrudan idareye karşı dava açmakta iyiniyetli olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, davacı vekilinin temyizi üzerine ... Hukuk Dairesinin 16/05/2013 gün 2013/2854 E-2013/9839 K sayılı ilamıyla bozulmuştur.
Hükmüne uyulan bozma kararında özetle “....TMK’nın 1007. maddesi uyarınca tapu sicilinin tutulmasından doğan tüm zararlardan Hazinenin kusursuz sorumlu olduğu, satış işlemi sırasında tapu malikinin kimlik bilgileri kontrol edilmeden malik olmayan Nazmiye Yel’den alınan sahte vekaletname ile satış işlemi gerçekleştirildiğinden işin esasına girilerek dava konusu taşınmazın emsal karşılaştırması yöntemiyle dava tarihindeki değerinin tespiti için usulüne uygun olarak oluşturulacak bilirkişi kurulu eşliğinde mahallinde keşif yapılıp alınacak rapor sonucuna göre hüküm kurulması ...“ gerektiği belirtilmiştir.
Bozma sonrasında davacı vekili 18/08/2015 tarihli ıslah dilekçesiyle toplam 235.950 TL tazminatın 21.10.2009 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte tahsiline karar verilmesini istemiştir.
-2- 2016/8175-2018/3395
Mahkemece; ... hakkında açılan davanın pasif taraf sıfatı yokluğu yönünden reddine, Hazine hakkında açılan davanın kabulüne, 235.950 TL tazminatın 70.000 TL’sinin dava tarihinden, 165.950 TL’nin ıslah tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte Hazineden alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından ıslahla artırılan miktara uygulanan faizin başlangıç tarihi yönünden, davalılar vekili tarafından ise esasa ilişkin olarak temyiz edilmiştir.
Dava, tapu kaydının hatalı tutulması nedeniyle uğranılan zararın, 4721 sayılı TMK"nın 1007. maddesi uyarınca tazmini istemine ilişkindir.
1- Davalı ... vekilinin temyiz itirazları yönünden; 4721 sayılı TMK’nın 1007. maddesi gereğince açılan tazminat davalarında davalı sıfatının Hazineye ait olduğuna, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünün taraf sıfatının bulunmadığına, lehine maktu vekalet ücreti takdir edildiğine, taraf sıfatı olmayanların esasa yönelik temyiz isteminde bulunamayacaklarına göre temyiz itirazlarının reddine, karar vermek gerekmiştir.
2- Davacı vekili ve davalı Hazinenin temyiz itirazlarına gelince; mahkemece verilen karar usûl ve kanuna aykırıdır. Şöyle ki; davacı vekili, bozma sonrasında yapılan bilirkişi incelemesi sonucu dava dilekçesini ıslah ederek 235.950,00 TL tazminat isteminde bulunmuştur. Mahkemece bozma sonrası verilen ıslah dilekçesi esas alınarak yazılı şekilde hüküm kurulmuştur.
Bilindiği üzere ıslah, taraflardan birinin usule ilişkin bir işlemini, bir defaya mahsus olmak üzere kısmen veya tamamen düzeltmesine olanak tanıyan ve karşı tarafın onayını gerektirmeyen bir yoldur. Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan Hukuk Muhakemeleri Kanununun 176. ve devam eden maddelerinde ıslah kurumu ayrıntılı şekilde düzenlenmiştir. 176. maddede, davanın her iki tarafının da, yargılama usulüyle ilgili bir işlemini kısmen veya tamamen ıslah edebileceği, ancak aynı dava içerisinde bu yola sadece bir kez başvurulabileceği; 177. maddede, ıslahın tahkikatın sona ermesine kadar yapılabileceği belirtilmiştir. Sonraki hükümler, ıslahın şekline ve sonuçlarına ilişkin düzenlemeleri içermektedir. Hukuk Muhakemeleri Kanununun 147. ve izleyen maddeleri hükümlerine göre, tahkikat evresi, ön inceleme aşamasının tamamlanmasından sonra, tarafları duruşmaya çağırmasıyla başlar; tarafların veya vekillerinin duruşmada dinlenmelerinden sonra, gerektiğinde çekişmeli hususlar hakkında tarafların delillerinin toplanmasıyla ve bunların incelenmesiyle sona erer. Tahkikat evresinin ardından, sözlü yargılamanın da (Hukuk Muhakemeleri Kanunu md. 186 ve devamı) tamamlanmasından sonra, davanın hüküm verilecek derecede aydınlanmış olması halinde hüküm verilir ve tefhim edilir. Buna göre, tahkikat kavramı, layihalarla yeterince aydınlanmamış olan bir davada, tarafların duruşmaya çağrılmalarıyla başlayıp, çekişmeli yönlere ilişkin taraf delillerinin toplanmasıyla biten ve uygulamada, davaların tamamına yakın bölümünde gerçekleşen bir evreyi ifade etmektedir. Vurgulanmalıdır ki; tahkikat evresi, bozmanın içerik ve kapsamına göre, bazı hallerde bozmadan sonra da gerçekleşebilir. Ancak, 177. maddedeki " Islah, tahkikatın sona ermesine kadar yapılabilir. " ifadesinden, Kanunun, tahkikat ve hüküm arasında düzenlediği sözlü yargılama evresinde ıslaha izin vermediği sonucu çıkarılabilmektedir.Islah, iyiniyetli tarafın, davayı açtıktan veya kendisine karşı bir dava açıldıktan sonra öğrendiği olgularla ilgili yanlışlıklarını düzeltmesine, eksiklikleri tamamlamasına, bu çerçevede yeni deliller sunabilmesine olanak sağlayan bir kurumdur.
Ne var ki, taraflardan birine davanın herhangi bir aşamasında ıslah olanağı tanınması, davaların sonu alınamayacak şekilde uzamasına neden olmak gibi bir sakıncayı da içermektedir. Hukuk Muhakemeleri Kanununun 177. maddesinde, ıslahın yalnızca tahkikat bitinceye ve hüküm verilinceye kadar yapılabileceği öngörüldüğüne ve temyiz faslında da, bozmadan sonra dahi ıslahın olanaklı bulunduğuna dair açık veya örtülü bir hüküm yer almadığına göre, Kanunun bu olanağı bir devre ve zaman ile sınırlandırdığı kabul edilmelidir. Dolayısıyla, 177. maddenin soyut iznine bakılarak, bu istisnai yolun bozmadan sonraki aşamalara da yaygınlaştırılması, bozmaya uyulmasıyla kazanılan hakları ihlal edebileceği gibi, davanın tamamen ıslah edildiği hallerde, işin sonuçlandırılmasını da güçleştirir. O halde, ıslahla ilgili kuralların, yargılamanın sadeliği, basitliği ve çabukluğunu amaçlayan diğer usul hukuku ilkeleriyle bağdaşacak şekilde yorumlanması; bozmadan sonra ıslahın mümkün olmadığı sonucuna varılması zorunludur.
-3- 2016/8175-2018/3395
04.02.1948 tarih ve 10/3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca da soruşturma ve yargılama bitinceye kadar bir defaya mahsus olmak üzere ıslah yapılabilir. Yargıtayca karar bozulduktan sonra bu yoldan yararlanmaya olanak yoktur. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 177/1. maddesi ile mülga 1086 sayılı HUMK"nın 84. maddesi aynı doğrultuda olup ıslahın, tahkikatın sona ermesine kadar yapılabileceği hükümlerini içermektedir. Bozmadan sonra ıslahın olanaklı olduğuna dair açık ya da örtülü bir hüküm de yasada yer almamaktadır.
Mahkemece, yukarıda açıklanan yasal düzenlemeler karşısında bozmadan sonra ıslah yapılamayacağı halde bozma sonrasında verilen ıslah dilekçesine değer verilerek işin esası hakkında hüküm kurulmuş olması doğru değildir.
Kabule göre de; TMK’nın 1007. maddesi uyarınca açılan tazminat davalarında faizin başlangıç tarihi değerlendirme tarihi olup, ıslah dilekçesinde ıslah tarihinden itibaren faiz istenilmediği halde ıslahla artırılan miktar üzerinden ıslah tarihinden itibaren faize hükmedilmesi de isabetsizdir.
Hal böyle olunca, bozma kararından sonra ileri sürülen ıslah isteğinin reddedilmesi ve dava dilekçesindeki istekle bağlı kalınarak hüküm kurulması gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi bozma nedenidir.
SONUÇ: 1- Yukarıda birinci bentde açıklanan nedenlerle davalı ... vekilinin temyiz itirazlarının REDDİNE,
2- Yukarıda ikinci bentde açıklanan nedenlerle davacı vekili ve davalılardan Hazine vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre diğer konuların bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, temyiz harcının istek halinde iadesine 03/05/2018 günü oy birliğiyle karar verildi.