4. Hukuk Dairesi 2016/5911 E. , 2018/2505 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacılar ... ve ... vekili Avukat ... tarafından, davalı ... aleyhine 10/02/2014 gününde verilen dilekçe ile haksız şikayet nedenleriyle manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın reddine dair verilen 26/02/2015 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacılar vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Dava, haksız şikayet nedeniyle manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacılar tarafından temyiz edilmiştir.
Davacılar vekili; köy muhtarı olan müvekkili ... ve muhtarlığın su işlerini yürüten müvekkili ... hakkında davalının pek çok kez şikayet dilekçeleri verdiğini, davalının en son 17/04/2009 tarihli dilekçesinde esasen köyde iki muhtarlık olduğunu, ...’in muhtar olarak göründüğünü, ...’in ise gizli muhtar olduğunu, 2001 yılından bu yana bu şekilde devletten maaş aldıklarını, ayrıca köyün meralarından zeytinliklerinden gelen paraları zimmetlerine geçirdiklerini, köye resmi bir ekip gelirse tüm resmi evrakları vereceğini, köyün parasının hesabının sorulmasını istediğini belirterek müvekkilleri hakkında şikayetçi olduğunu, Cumhuriyet Savcılığı’nca yürütülen soruşturma neticesinde davalının iddialarının gerçeği yansıtmadığının anlaşılmasıyla birlikte davalı hakkında iftira suçundan ceza davası açıldığını ve cezalandırılmasına karar verildiğini, müvekkillerinden ...’in daha önce de yine davalının şikayeti üzerine yargılandığı Ağır Ceza Mahkemesi dosyasındaki bilgi ve belgelerin, son olarak yapılan soruşturmaya konu edilmeye çalışıldığını ileri sürerek, haksız şikayet ve iftira nedeniyle manevi tazminat isteminde bulunmuştur.
Davalı, şikayet hakkını kullandığını, ... Ağır Ceza Mahkemesinin 2006/18 esas sayılı dosyasında taraf sıfatı olmadığını, iftira kastı bulunmadığını belirterek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, davalının muhtarlığın işlerinin düzgün görülmediğinden bahisle yasal mercilere başvurduğu, her ne kadar ... 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 2013/177 esas 2013/485 karar sayılı ilamı ile davalı hakkında elinde belge olmadan işlemediklerini bildiği halde davacıların soruşturma geçirmelerinin temini için suç isnadında bulunmak suretiyle iftira ettiğinden bahisle ceza verilmişse de, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının teknik olarak mahkumiyet hükmü sayılmayıp hukuk mahkemelerini bağlayıcı bir yönü bulunmadığı, davalının şikayetinin de hak arama özgürlüğü kapsamında kaldığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Şikayet hakkı, diğer bir deyimle hak arama özgürlüğü; Anayasa’nın 36. maddesinde; “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir” şeklinde yer almıştır. Hak arama özgürlüğü bu şekilde güvence altına alınmış olup; kişiler, gerek yargı mercileri önünde gerekse yetkili kurum ve kuruluşlara başvurmak suretiyle kendilerine zarar verenlere karşı haklarının korunmasını, yasal işlem yapılmasını ve cezalandırılmalarını isteme hak ve yetkilerine sahiptir.
Anayasa’nın güvence altına aldığı hak arama özgürlüğünün yanında, yine Anayasa"nın “Temel Haklar ve Hürriyetlerin Niteliği” başlığını taşıyan 12. maddesinde herkesin kişiliğine bağlı dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve özgürlüklere sahip olduğu belirtildikten başka, 17. maddesinde de, herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip bulunduğu da düzenleme altına alınmış bulunmaktadır. Türk Medeni Kanunu’nun 24. maddesinde, kişilik haklarına yapılan saldırının unsurları belirtilmiş ve hukuka aykırılığı açıklanmıştır. 25. maddesinde ise, kişilik haklarına karşı yapılan saldırının dava yolu ile korunacağı açıklanmış, BK’nın 49. maddesinde ise saldırının yaptırımı düzenlenmiştir.
Hak arama özgürlüğü ile kişilik haklarının karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin bu iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Daha az üstün olan yararın, daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Hak arama özgürlüğü, diğer özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız olmayıp kişi salt başkasını zararlandırmak için bu hakkı kullanamaz. Bu hakkın hukuken korunabilmesi ve yerinde kullanıldığının kabul edilebilmesi için şikayet edilenin cezalandırılmasını veya sorumlu tutulmasını gerektirecek yeterli kanıtların mevcut olması da zorunlu değildir. Şikayeti haklı gösterecek bazı emare ve olguların zayıf ve dolaylı da olsa varlığı yeterlidir. Bunlara dayanarak başkalarının da aynı olay karşısında davalı gibi davranabileceği hallerde şikayet hakkının kullanılmasının uygun olduğu kabul edilmelidir. Aksi halde şikayetin hak arama özgürlüğü sınırları aşılarak kullanıldığı, kişilik değerlerine saldırı oluşturduğu sonucuna varılmalıdır.
Davalının iftira suçundan sanık olarak yargılandığı ... 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 05/12/2013 gün 2013/177 esas 2013/485 karar sayılı kararının ve dosyadaki belgelerin incelenmesinde; 17/04/2009 tarihli şikayet dilekçesinde iddialarına ilişkin elinde resmi belge olduğunu ileri süren davalının, yapılan yargılamada şikayetine ilişkin elinde belge olmadığını, şikayet dilekçesine gizli muhtar olduğunu iddia ettiği ...in maaş aldığını yazmışsa da bu hususun dilekçeye yanlış geçtiğini, bu iddiasına ilişkin herhangi bir bilgisinin olmadığını beyan ettiği, sanık müdafiinin ise ... Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2006/118 esas sayılı dosyasında bulunan bazı belgelerde müvekkilinin şikayet dilekçesine konu ettiği şüpheli durumlar olması nedeniyle şikayetçi olduğunu savunduğu, yapılan yargılama sonucunda uzun süredir muhtarlık seçimlerinde aday olmasına rağmen seçimi kazanamayan sanığın şikayet dilekçesinde belirtmiş olduğu olaylara ilişkin herhangi bir belgesi olmadığı halde müştekiler hakkında işlemediklerini bilerek, haklarında soruşturma yapılmasını temin amacıyla hukuka aykırı fiil isnadında bulunduğu, ayrıca sanığın savunmasında dayandığı ... Ağır Ceza Mahkemesinde görülen dava kapsamıyla işbu davaya konu şikayet dilekçesi kapsamının farklı olup sanığın bu yöndeki savunmasının da yerinde olmadığı gerekçeleriyle, davalının üzerine atılı iftira suçundan cezalandırılmasına ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği görülmektedir.
... Ağır Ceza Mahkemesi’nin 12/02/2008 gün 2006/118 esas 2008/38 karar sayılı kararının incelenmesinde ise, davalının bu dosyada müşteki sıfatını taşıdığı, davacıların ise kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık suçundan sanık olarak yargılandıkları, bu davada köy tüzel kişiliğine ait parsellerin icara verilmesinden kaynaklı doğrudan gelir desteğinin köy defterine işlenip işlenmemesi hususunun yargılamaya konu olduğu, yapılan yargılama sonucunda sanıkların müsnet suçu işlemedikleri gerekçesiyle ayrı ayrı beraatlerine karar verildiği, Yargıtay 15. Ceza Dairesinin 20/12/2011 gün 2011/10922 esas, 2011/19517 karar sayılı ilamıyla kamu davasının zamanaşımı nedeniyle düşmesine karar verildiği görülmektedir.
Her ne kadar ceza mahkemesinin hükmün açıklanmasının geri bırakılması ile sonuçlanan kararı, hukuk hakimini bağlayıcı bir karar değilse de; davalının şikayeti gerektirir herhangi bir delil ve emare bulunmadığı halde davacılar hakkında şikayetçi olduğu, böylece iftira suçunu işlediği, dolayısıyla şikayetinin haksız olduğu dosya kapsamından anlaşılmaktadır.
Şu halde mahkemece, davacılar yararına uygun bir miktarda manevi tazminata hükmedilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile istemin reddedilmiş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden, kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Temyiz edilen kararın yukarıda gösterilen nedenlerle davacılar yararına BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 02/04/2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.