20. Hukuk Dairesi 2016/8458 E. , 2018/3585 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi
DAVALILAR : Hazine-Orman Yönetimi-.... K.TK.
Taraflar arasındaki davanın yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı ..., 22/04/2011 havale tarihli dilekçesinde sınırlarını bildirdiği ... ili ... mahallesinde bulunan 1.200 m2 yüzölçümündeki bağ vasıflı taşınmazın, tapuda kayıtlı olmadığını ve kazandırıcı zamnaşımı zilyedliği yoluyla taşınmaz edinme koşullarının yararına oluştuğunu belirterek Medeni Kanunun 713. maddesi hükmüne göre adına tescilini istemiştir.
Mahkemece, çekişmeli taşınmazın orman olarak tesbit dışı bırakıldığı, bu gibi yerlerin orman kadastrosunun kesinleştiği güne kadar orman sayılacağından, üzerinde sürdürülen zilyetliğe değer verilemeyeceği ve orman kadastrosunun kesinleştiği 16/01/2000 tarihinden dava tarihine kadar 20 yıllık zilyetlik süresinin de dolmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, genel kadastroda tapulama dışı bırakılmış olan tapusuz taşınmazın Medeni Kanunun 713. maddesi hükmü uyarınca tapuya tesciline ilişkindir.
Taşınmazın bulunduğu yerde genel arazi kadastrosu işlemi 1971 tarihinde yapılıp kesinleşmiş, çekişmeli taşınmaz orman sahası olarak bırakılan yerin devamında kaldığından tespit harici bırakılmıştır. Ayrıca dava tarihinden önce 16/07/1999 tarihinde ilan edilerek kesinleşen orman kadastrosu ve 2/B madde uygulaması vardır.
Mahkemece verilen karar usul ve yasaya aykırıdır.
Şöyle ki; çekişmeli taşınmaz yörede 1971 yılında yapılan genel arazi kadastrosu sırasında orman sahasında kaldığından tespit harici bırakılmıştır. Daha sonra yapılan ve 16/07/1999 tarihinde ilan edilerek kesinleşen orman kadastrosu sırasında ise orman sınırları dışında bırakılmıştır. Dairenin yerleşik içtihatlarında da vurgulandığı üzere, öncesi itibariyle orman sayılan taşınmazların orman kadastrosu yapıldığı sırada orman olarak sınırlandırılması zorunlu olup, yörede yapılacak orman kadastrosunda orman sınırı içine alınması gerekmektedir. Bu nitelikteki taşınmazlar o yerde yapılacak orman kadastrosunda orman sınırları dışında bırakılsa dahi, bu durum o yerin hukuken orman olma konumunu değiştirmeyeceğinden, yeniden orman kadastro komisyonlarınca her zaman orman sınırı içine alınabilir. O halde somut olayda orman kadastrosu sırasında orman sınırları dışında bırakılan çekişmeli taşınmazın öncesi itibariyle orman sayılan yerlerden olup olmadığı uyuşmazlığın çözümünde etkili olup bu durum ise eski tarihli resmi belgelere göre belirlenecektir. Mahkemece hükme esas alınan ve mahallinde 2012 yılında yapılan keşifte hazır bulunan orman bilirkişisi Enver Ciğerlioğlu’nun raporunda, çekişmeli taşınmazın 1956 tarihli memleket haritası ve 1952 tarihli hava fotoğrafına göre orman sayılmayan yerler içerisinde, açık alanda kaldığı belirtilmiş ve raporun ekinde yer
-2- 2016/8458-2018/3585
alan memleket haritası ve hava fotoğrafının kadastro paftasıyla aynı ölçekte çakıştırılmış görüntüleri incelendiğinde de gerçekten çekişmeli taşınmazın ormansız açık alanda orman sayılmayan yerler içerisinde kaldığı görülmüştür. Bu anlamda çekişmeli taşınmazın öncesi itibariyle orman sayılmayan yerlerden olduğuna kanaat getirilmiştir. Ancak eldeki dava TMK"nın 713. maddesi uyarınca açılan tapusuz taşınmazın tescili davası olup, çekişmeli taşınmazın orman sayılmayan yerlerden olması o yerin davacı adına tescili için yeterli olmayıp aynı zamanda ilgili maddede düzenlenen kazandırıcı zamanaşımı zilyedliği yoluyla taşınmaz edinme koşullarının davacı yararına gerçekleşmesi gerekmektedir.
3402 sayılı Kadastro Kanununun 17. maddesi gereğince orman sayılmayan, Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan ve kamu hizmetine tahsis edilmeyen ve il, ilçe ve kasabaların imar planları kapsamında kalmayan araziden masraf ve emek sarfı ile imar ve ihya edilip tarıma elverişli hale getirilen (ev ve benzeri tesisler yapmak, dışarıdan toprak getirilerek tarıma elverişli hale getirmek imar ihya olarak kabul edilemez) ve imar ihyanın tamamlandığı tarihten tescil davasının açıldığı ya da tesbit tutanağının düzenlendiği güne kadar 20 yıl süreyle zilyet edildiği ileri sürülerek tapuya tescili istenen taşınmazların, Kadastro Kanununun 14. maddesinde yazılı diğer koşulların yanında niteliğinin, imar ihya edildiğinin ve üzerinde sürdürülen zilyetliğin, başlangıç ve süresinin, kullanılıp kullanılmadığının ve tasarruf sınırlarının ne olduğunun takdiri delil olan yerel bilirkişi ve tanık sözleri yanında, gerçeğin bir resmi olan en eski tarihli hava fotoğrafı ile gerçeğin modeli olan memleket haritaları ile dava tarihinden ya da kadastro tesbit tarihinden 15 - 20 yıl önce en az iki zamanda birbirini izleyen bindirmeli olarak çekilen çiftli hava fotoğrafları ve bu fotoğrafların yorumlanması ile üretilen memleket haritaları ve standart topografik fotogrametri yöntemi ile düzenlenen kadastro haritalarının, özellikle ön bindirmeli çekilen ve birbirini izleyen stereoskopik çift hava fotoğraflarının stereoskop aletiyle ve üç boyutlu olarak incelenip taşınmazın niteliğinin, konumunun ve kullanım durumunun anlatılan bilimsel yöntemle kesin olarak belirlenmesi gerekir.
Somut olayda mahkemece, anlatılan biçimde bir araştırma ve inceleme yapılmamış, mahallinde yapılan keşifte ziraat bilirkişisi hazır bulundurulmamıştır. Ayrıca eldeki davanın niteliği dikkate alındığında, TMK"nın 713/4. maddesinde sözü edilen yasal ve zorunlu ilanların yapılmamış olması da doğru görülmemiş ve hükmün bozulmasını gerektirmiştir.
Hal böyle olunca, sağlıklı bir sonuca varılabilmesi için; öncelikle mahkemece davadan 15-20 yıl öncesine ait hava fotoğrafları, bu hava fotoğraflarından yararlanılarak üretilen memleket haritalarıve varsa amenajman planı ve fotogometri yöntemiyle kadastro çalışmalarına altlık olarak düzenlenen kadastro paftası ile çekişmeli taşınmaza komşu bulunan parsellerin kadastro tespit tutanakları, tapu kayıtları ve dayanakları ilgili yerlerden getirtilip, halen Çevre ve Orman Bakanlığı ve bağlı birimlerinde görev yapmayan bu konuda uzman yüksek orman mühendisleri arasından seçilecek bir mühendis, bir fen elemanı ve ziraat fakültelerinin toprak bölümünden mezun olan bir ziraat mühendisi aracılığıyla mahallinde yapılacak inceleme ve keşifte, çekişmeli taşınmaz ile birlikte çevre araziye de uygulanmalı, hava fotoğrafları stereoskop aletiyle incelenmeli, taşınmazın niteliğinin bu belgelerde ne şekilde görüldüğünün ve fotogrametri yöntemiyle düzenlenen 1/5000 ölçekli arazi kadastro paftasında zilyet ve tasarruf edilen yerlerden olup olmadığı yönünde krokili rapor alınmalı, bu araştırmalar sonucu bilirkişiler tarafından taşınmaz üzerinde tam olarak hangi tarihten itibaren zilyetliğin başladığı belirlenmeli, ziraat bilirkişiden kültür arazisi olup olmadığı yönünden rapor alınmalı, zilyetlik olgusunun maddi olaylara dayalı olmasından hareketle, maddi olayların ancak tanık, bilirkişi ve benzeri anlatımlarla kanıtlanacağı gözetilmeli (H.G.K. 30/03/1994 gün ve 1993/8 - 939 - 1994/176 sayılı kararı), komşu parsellerin tutanak ve dayanakları uygulanmalı; bu taşınmazı sınır olarak nasıl nitelendirdikleri araştırılmalı; tarafların bildirecekleri zilyetlik tanıkları ile mahalli bilirkişiler taşınmaz başında dinlenmeli; zilyetliğin ne zaman başladığı, kaç yıl, ne şekilde devam ettiği sorulup, kesin tarih ve olgulara dayalı, açık yanıtlar alınıp; dava tarihine kadar davacı kişi yararına zilyetlikle kazanma koşullarının oluşup oluşmadığı belirlenmeli; 3402 sayılı Kanunun 14. maddesi uyarınca, davacı ile eklemeli zilyetler yönünden de tapu ve ilgili kadastro müdürlükleri ile mahkeme yazı işleri müdürlüğünden senetsiz belgesiz araştırması
-3- 2016/8458-2018/3585
yapılıp, sulu ve susuz olarak kazanılmış toprak miktarı belirlenip, yasanın getirdiği 40/100 dönüm sınırlamasının aşılıp aşılmadığı saptanmalı, ulaşılacak sonuca göre bir hüküm kurulmalıdır.
Türk Medenî Kanununun 713/4. maddesi gereğince “Davanın konusu, mahkemece gazeteyle bir defa ve ayrıca taşınmazın bulunduğu yerde uygun araç ve aralıklarla en az üç defa ilân olunur.” hükmü düzenlenmiş olup mahkemece yasal ve zorunlu ilânlar yaptırılmadan karar verilmiş olması isabetsiz olup bozmayı gerektirmiştir.
Ayrıca; dava konusu taşınmaz Kahramanmaraş ili, Merkez ilçesi, Gazipaşa mahallesi sınırları içerisinde kalmaktadır ve eldeki dava Medenî Kanunun 713. maddesine göre açılmış tescil istemidir. 06.12.2012 tarihli Resmî Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6360 sayılı Kanunun 1. maddesi ile; büyükşehir statüsündeki illere bağlı ilçelerin mülkî sınırları içerisinde yer alan köy ve belde belediyelerinin tüzel kişiliği kaldırılmış, köyler mahalle olarak, belediyeler ise belde ismiyle tek mahalle olarak bağlı bulundukları ilçenin belediyesine katılmıştır. Aynı Kanunun geçici 1. maddesinin onüçüncü fıkrasında 1. maddeye göre tüzel kişiliği kaldırılan belediye ve köylerin mahkemelerde süren davalarında katıldıkları ilçe belediyesinin taraf olacağı belirtilmektedir.
Somut olayda; her ne kadar karar tarihi itibariyle 6360 sayılı Kanun yürürülükte bulunmasa da, ilgili kanunun 30.03.2014 tarihinde yürürlüğe girdiği dikkate alındığında bozma kararı sonrasında yapılacak yargılama sırasında ilgili ilçe ve Büyükşehir Belediye Başkanlıklarının da davaya dahil edilerek taraf teşkilinin sağlanması gerekmektedir.
Açıklanan hususlar gözetilmeksizin, eksik incelemeye dayanılarak yazılı biçimde hüküm kurulması usul ve kanuna aykırıdır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; davacının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde iadesine 08/05/2018 günü oy birliği ile karar verildi.