
Esas No: 2015/323
Karar No: 2017/2030
Karar Tarihi: 20.12.2017
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2015/323 Esas 2017/2030 Karar Sayılı İlamı
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
Taraflar arasındaki “Rücuen Tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İzmir 5. İş Mahkemesince mahkemenin yetkisizliğe dair verilen 23.12.2013 gün ve 2013/730 E. 2013/810 K. sayılı kararın temyizen incelenmesinin davacı ... vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 28.04.2014 gün ve 2014/3146 E. 2014/9207K. sayılı kararı ile:
(…Dava açıldığı tarihte yürürlükte bulunan Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 9. maddesinin 1. fıkrasında “her dava, kanunda aksine hüküm bulunmadıkça açıldığı tarihte davalının Türk Kanunu Medenisi gereğince ikametgahı sayılan yer mahkemesinde görülür.” düzenlemesine yer verilmiş, 21. maddede ise, “haksız bir fiilden mütevellit dava o fiilin vuku bulduğu mahal mahkemesinde ikame olunabilir.” hükmü getirilmiştir. Haksız fiilden kaynaklanan eldeki davada, anılan düzenlemeler gereğince davacı seçimlik hakka sahip olup, davasını davalıların ikametgahı mahkemesinde açabileceği gibi, trafik kazasının vuku bulduğu mahal mahkemesinde de açabileceği açıktır. Davalı ...’ün adresinin 2182 sokak no:3/2 Bayraklı-İzmir olduğu da gözetildiğinde, İzmir mahkemelerinin de yetkili olduğunun kabulü zorunludur. Hal böyle olunca, işin esasına girilerek varılacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, hatalı değerlendirme sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır…)
gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, Sosyal Güvenlik Kurumu zararının rücuen tazmini istemine ilişkindir.
Davacı ... vekili asıl davada Kurum iştirakçisi olarak Kütahya Emniyet Müdürlüğünde görev yapan ...’nun, davalı ...’ün sevk ve idaresindeki aracın çarpması sonucu 26.03.2007 tarihinde vefat ettiğini, Kurum tarafından iştirakçinin eşi ve yetimine aylık bağlanması nedeniyle Kurum zararının ortaya çıktığını ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 30.000 TL peşin sermaye değeri ve 5.103,84 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davacı SGK vekili birleşen davada müteveffa sigortalı ...’nun vefatı ile sonuçlanan trafik kazası nedeniyle Uşak Ağır Ceza Mahkemesinde yapılan yargılama sonucunda ...’ün tam kusurlu olduğunun tespit edildiğini belirterek Kurum zararının bakiyesi olan 13.406,59 TL nin ödeme ve bağlanan gelirin onay tarihinden itibaren hesaplanacak yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı ... kazanın Uşak İl sınırları içerisinde olması nedeniyle davanın Uşak’ta açılması gerektiğini, bu nedenle hem yetkiye hem de açılan davaya itiraz ettiğini ifade ederek davanın reddinin gerektiğini savunmuştur.
Davalı ... AŞ. vekili müvekkili sigorta şirketinin sorumluluğunun poliçe limiti dahilinde araç sürücüsünün kusur oranı ve gerçek zarar miktarı ile sınırlı olduğunu, öte yandan davacı Kurumun sigorta şirketine dava konusu olayla ilgili olarak bir başvurusunun bulunmadığını, dolayısıyla müvekkili şirketin temerrüde düşmediği gibi davanın açılmasına da sebebiyet vermediğini, bu nedenle aleyhe yargılama giderine, faize ve vekalet ücretine hükmedilmemesi gerektiğini bildirerek davanın reddinin yerinde olacağını belirtmiştir.
İzmir 2. Asliye Hukuk Mahkemesince kaza yerinin Uşak olduğu, yetkili mahkemenin de Uşak Asliye Hukuk Mahkemesi olması gerektiği gerekçesiyle mahkemenin görevsizliğine, görevli mahkemenin Uşak Asliye Hukuk Mahkemesi olarak belirlenmesine karar verilmiştir.
Kararın davacı ... vekilinin temyizi üzerine;
Yargıtay 4. Hukuk Dairesince 5434 sayılı Kanun’un rücuya ilişkin 129. maddesinin 5510 sayılı Kanun’un 106. maddesi ile yürürlükten kaldırıldığı, 5510 sayılı Kanun’un 101. maddesi gereğince ise uyuşmazlığın çözüm yerinin iş mahkemeleri olduğu, yetki uyuşmazlığından önce görev konusunda uyuşmazlığın çözüme kavuşturulması gerektiği, mahkemenin görevsizliği nedeniyle dava dilekçesini reddetmesi gerekirken, yerinde olmayan gerekçeyle yazılı biçimde karar vermesinin usul ve yasaya aykırı olduğu gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
İzmir 2. Asliye Hukuk Mahkemesince bozma kararına uyularak İzmir İş Mahkemelerinin görevli olduğu gerekçesiyle mahkemenin görevsizliğine, dosyanın görevli mahkemeye gönderilmesine karar verilmiştir.
Mahkemece 01.04.2013 tarihli verilen kararda kaza tarihi itibariyle 5510 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmediği, davacının taleplerinin 5434 sayılı Emekli Sandığı Kanunu’nun 119. maddesi gereğince değerlendirilmesi gerektiği, bu nedenle uyuşmazlığın 5510 sayılı Kanun’un geçici 4. maddesi doğrultusunda ve 2575 sayılı İYUK’nın 2/1-a maddesi uyarınca idari yargıda görülmesi gerektiği gerekçesiyle yargı yolunun caiz olmaması nedeniyle dava şartı yokluğundan asıl davanın ve birleştirilen davanın ayrı ayrı usulden reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı ... vekilinin temyizi üzerine;
Özel Dairece yerinde bulunmayan bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun olarak hükmün onanmasına karar verilmiştir.
Davacı ... vekili tarafından verilen karar düzeltme talebi üzerine;
Özel DaireceYargıtay incelemesine konu olan ilk hüküm tarihinde yürürlükte bulunan 1086 sayılı HUMK’nın 25. maddesinin 3. fıkrası hükmü gereğince Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin kararı sonrası davada iş mahkemelerinin görevli olduğu hususunun kesinleşmiş bulunması karşısında işin esasına girilerek varılacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulmasının usul ve yasaya aykırı olduğu gerekçesiyle hükmün tavzih yoluyla bozulmasına karar verilmiştir.
Yerel Mahkemece 23.12.2013 tarihinde verilen kararda bozma kararına uyularak yapılan yargılama sonunda Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) 7/1 ve 16. maddelerinde yer alan düzenlemeler doğrultusunda trafik kazasının Uşak İlinde meydana geldiği, ceza yargılamasının da Uşak Ağır Ceza Mahkemesince yapıldığı, davalı ..."ün İzmir adresinde ikamet ettiği, diğer davalı ...."nin Ticaret Sicil adresinin Ümraniye /İstanbul göründüğü, her iki davalı yönünden ortak yetkiyi taşıyan mahkemenin kazanın meydana geldiği yer mahkemesi olduğu gerekçesiyle mahkemenin yetkisizliğine, kararın kesinleşmesinden itibaren süresi içerisinde başvurulması halinde dava dosyasının yetkili ve görevli Uşak Nöbetçi İş Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.
Davacı ... vekilinin temyizi üzerine karar Özel Dairece başlık bölümünde açıklanan gerekçelerle bozulmuştur.
Yerel mahkemece önceki karardaki gerekçeler tekrar edilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme kararı davacı ... vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, davalıların birden fazla olması hâlinde iş mahkemesinin yetkisi belirlenirken Hukuk Muhakemeleri Kanununun 7. maddesi uyarınca ortak yetkili mahkemenin dikkate alınıp alınmayacağı, burada varılacak sonuca göre uyuşmazlığın çözümünde İzmir iş mahkemesinin de yetkili olarak kabul edilip edilemeyeceği noktalarında toplanmaktadır.
Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında işin esasına geçilmeden önce ...’ün Uşak Mahkemelerinin yetkili olduğunu belirterek süresinde yetki itirazında bulunduğu, mahkemece ...’ün yetki itirazı kabul edilerek yetkisizlik kararı verildiği, verilen yetkisizlik kararının İzmir mahkemelerinin de yetkili olduğu gerekçesiyle Özel Dairece bozulduğu, bozma üzerine ... vekilince yetki itirazının aksi yönünde, Özel Daire bozma kararına uyulmasına yönelik dilekçe verildiği göz önünde bulundurulduğunda, Yerel Mahkemece direnme kararı verilmesinin mümkün olup olmadığı hususu ön sorun olarak görüşülmüştür.
Ön sorunun çözümünde öncelikle yasal düzenlemelerin değerlendirilmesi gerekmektedir.
5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 101’nci maddesinde, bu Kanunda aksine hüküm bulunmayan hâllerde, bu Kanun hükümlerinin uygulanmasıyla ilgili ortaya çıkan uyuşmazlıkların iş mahkemelerinde görüleceği, Kanunun 88’nci maddesinin ondokuzuncu fıkrasında Kurumun prim ve diğer alacaklarının tahsilinde, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usûlü Hakkında Kanun’un uygulamasından doğacak uyuşmazlıkların çözümlenmesinde Kurumun alacaklı biriminin bulunduğu yer iş mahkemesinin yetkili olduğu düzenlenmiştir. Bu düzenleme dışında, 5510 sayılı Kanun’da mahkemelerin yetkisi ile ilgili özel bir düzenleme bulunmadığı görülmektedir.
Dava açıldığı tarihte yürürlükte olan 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 5’nci maddesinde, İş mahkemelerinde açılacak her davaya, açıldığı tarihte dava olunanın, Türk Medeni Kanunu gereğince ikâmetgahı sayılan yer mahkemesinde bakılabileceği gibi, işçinin işini yaptığı iş yeri için yetkili mahkemede de bakılabileceği, bunlara aykırı sözleşme muteber sayılmayacağı, aynı Kanun’un 15 maddesinde de, bu Kanunda sarahat bulunmayan hâllerde Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanunu hükümleri uygulanacağı düzenlemesi bulunmaktadır.
İş mahkemelerinde yetki kuralı, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu"nun yetki kurallarına uygun olup, buna ek olarak işçinin işinin yapıldığı yer mahkemeleri de yetkili kılınmıştır.
5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 5. maddesinin gerekçesinde “gerek işçi gerek işveren veya vekili tarafından bu kanuna göre iş mahkemesinde açılacak davalarda hangi yer mahkemesinin yetkili olduğunu göstermek üzere tedvinine lüzum görülen bu madde, Hükûmet tasarısında derbiş edilmemiş olan bir ihtiyacı karşılamaya matuf bulunmaktadır. Bilhassa işçilerin içinde bulundukları şartlar bakımından, dava olunanın ikâmetgahı mahkemesinde dava açmaya mecbur kalmalarından doğabilecek güçlüklerin önlenmesi maksadıyla, bu davaların, dava olunanın medeni Kanun gereğince ikâmetgahı sayılan yer mahkemesinde açılabileceği gibi işçinin işini yaptığı iş yeri için yetkili yer mahkemesinde de görülebileceği esası konulmuş, kamu intizamı bakımından konulmuş bu yetki hükmünün hilafına mukavele yapılamayacağı da tashih edilmek suretiyle iş verenlerin işçiler tarafından aleyhlerine dava açılmasını güçleştirmek üzere iş mukavelelerinde veya iş yeri dâhili talimatnamelerinde başka yargı merci tayin etmeleri önlenmiştir” denilmektedir.
5521 Sayılı Kanun’un 5’nci maddesinin kamu düzeni etkisinin ilke olarak, işverene karşı ve yalnız işçinin yararına olduğu, burada işçinin değil işverenin sözleşme serbestisinin kısıtlandığı, bu nedenle anılan maddenin yetki ile ilgili genel hükümleri kaldırmadığı, sadece genel hükümlerle birlikte öngörmüş olduğu, iş yeri esasına dayanan yetkiyi bertaraf edecek anlaşmaları geçersiz kılacağı, geçersizliğin sadece işvereni hedef tuttuğu anlaşılmaktadır (Çenberci M.: İş Mahkemeleri Kanunu Şerhi, Güzel İstanbul Matbaası, Ankara 1969, s 69-71).
5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 5. maddesindeki düzenleme ile kanun koyucu, anılan Kanun’un 1"inci maddesi gereğince görevli bulunan iş mahkemelerinin, yer itibariyle yetkisini saptamaktadır. Bu maddenin kapsamı, sadece İş Mahkemeleri Kanunu’nun 1. maddesine göre açılacak davalarla sınırlı bulunmaktadır. Diğer kanunlar bakımından, örneğin 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu, 1479 sayılı Bağ-Kur Kanunu’na göre açılacak davalar, bu maddenin kapsamına dahil değildir (Uygur T.: İş ve sosyal Güvenlik Hukukunda Temel Kavramlar, Olgaç matbaası, 1980, s.412) .
Bu durumda kamu düzenine ilişkin yetki kuralını düzenleyen 5521 sayılı Kanunun 5’nci maddesinin, işçi sayılan kimselerle işveren veya işveren vekilleri arasında iş akdinden veya İş Kanununa dayanan alacak ve hak iddialarından doğan hukuk uyuşmazlıklarına uygulanacağı kabul edilmelidir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 29.05.2013 gün 2012/10-1615 E., 2013/777 K.).
Diğer yandan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429’ncu maddesi hükmüne göre, Yargıtay bozma kararı üzerine mahkeme tarafları duruşmaya davet edip dinledikten sonra, bozma kararına uyulup uyulmayacağına karar verir. Kural olarak, mahkeme, bozmaya uymak ya da bu karara karşı direnme kararı vermek konusunda tarafların istekleri ile bağlı olmayıp, serbest takdir yetkisine sahiptir.
Ancak bu genel kurala ayrık olmak üzere, çekişmeli yargıda eğer bozma kararına karşı diyecekleri sorulan tarafların bozma kararına uyulmasını istemeleri, bozma nedenleri bakımından bozma kararına uyulmasını isteyen tarafı bağlayabilecek ve davayı karşı taraf yararına sona erdirebilecek bir nitelik taşıyorsa böyle bir durumda hâkimin artık direnme kararı vermesi olanağı bulunduğundan söz edilemez.
Bir başka söyleyişle, bozma nedenlerinin kamu düzenine ilişkin ve dolayısı ile hâkimin kendiliğinden (resen) gözönünde bulundurması gereken sebeplerden olmaması hâlinde taraflar veya vekilleri bozma kararına uyulmasını istemişlerse artık mahkeme önceki kararında direnemez.
Somut olayda, 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 1. maddesine göre işçi işveren ilişkisine dayanılarak açılan bir dava söz konusu olmayıp dava Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından açılan rücuen tazminat istemine ilişkindir. Bu durumda kamu düzenine ilişkin bir yetki kuralından bahsedilemez.
Hâl böyle olunca, yetki itirazında bulunan ... vekilinin yetki itirazının aksi doğrultuda olan bozma kararını kabul yönündeki istemi dikkate alınarak bozmaya uyulması gerekirken önceki kararda direnilmesi doğru değildir.
Direnme kararı ön sorunun kabulü ile bu değişik gerekçeyle bozulmalıdır.
S O N U Ç : Davacı ... vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda gösterilen nedenden dolayı usulden BOZULMASINA, karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 20.12.2017 gününde oy birliği ile karar verildi.
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.