Hukuk Genel Kurulu 2014/686 E. , 2016/18 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi
Taraflar arasındaki "tedbir nafakası " davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Kütahya Aile Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 22.03.2013 gün ve 2012/1079 E. 2013/293K. sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 27.06.2013 gün ve 2013/9178 E. 2013/11231 K. sayılı bozma ilamı ile;
(... Davada, ayrı yaşamda haklılık iddiasına dayalı olarak; davacı eş ve müşterek çocuk için ayrı ayrı 250"şer TL tedbir nafakası talep ve dava edilmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının ayrı yaşamakta haklı olmadığını, davalının çok ciddi bir rahatsızlık geçirdiğini, talep edilen nafakayı ödeyecek gücünün bulunmadığını, yalnızca müşterek çocuk için 100 TL nafaka ödeyebileceğini belirterek, davanın reddini talep etmiştir.
Mahkemece; davanın kısmen kabulü ile davacı eş için 200 TL, müşterek çocuk için 150 TL tedbir nafakasına hükmedilmiş, hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, sair temyiz itirazları yerinde değildir.
TMK.nun 197. maddesi uyarınca, ayrı yaşamda haklı olan eş diğerinden tedbir nafakası talebinde bulunabilir. Tedbir nafakasının niteliği ve yasal düzenleme gereği karı-koca birliğin giderlerine gücü oranında katılmak zorundadır. (TMK.md.186/son).
Dosyada taraflar hakkında yapılan ekonomik sosyal durum araştırmasında; davacının ev hanımı olduğu, çalışmadığı, müşterek çocuğu ile birlikte ailesinin yanında kaldığı, müşterek çocuğun 6. sınıf öğrencisi olduğu, davalının ise %86 özürlü olduğu, konuşmadığı, hareket kabiliyetinin kısıtlı olduğu, 830 TL emekli maaşı aldığı, TOKİ"den alınan ev için aylık 420 TL ödediği tespit edilmiştir. Dosya içerisinde bulunan belgelerden davalının TOKİ"den alınan ev için 21.918,12 TL ödeme yaptığı, 57.815,03 TL ödenecek borcunun kaldığı anlaşılmıştır.
Tarafların gerçekleşen sosyal ve ekonomik durumları, nafakanın niteliği ve özellikle davalının tesbit edilen mevcut gelir durumu, TOKİ"den alınan ev için aylık yaptığı ödeme, davalının %86 özürlü olup başkaca bir gelir de elde edemeyeceği hususları birlikte değerlendirildiğinde mahkemece takdir edilen nafaka miktarları yüksek olup, Türk Medeni Kanununun 4.maddesindeki hakkaniyet ilkesine uygun bulunmamış, bozmayı gerektirmiştir....)
gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, ayrı yaşayan eş ve onunla birlikte kalan müşterek çocuk için tedbir nafakası istemine ilişkindir.
Davacı vekili; evlendikten kısa bir süre sonra felç geçiren davalının malulen emekli olduğunu, aldığı maaşı sadece kendi harcamaları için kullandığını, müşterek çocukla birlikte baba evine dönmek zorunda kalan davacı kadının ayrı yaşamada haklı olduğunu, ancak kendisi ve müşterek çocuğun geçimi için her hangi bir gelirinin bulunmadığını ileri sürerek, müvekkili ile ortak çocuk lehine aylık 250,00"şer TL tedbir nafakasına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davacının eşinin hastalığı nedeniyle evini terk ettiğini, bu nedenle kusurlu olduğunu, sadece çocuk için aylık 100,00 TL nafaka ödemeyi kabul ettiklerini belirterek, çocuk için ödeyecekleri 100,00 TL nafaka dışında davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Yerel Mahkemece; davacı eşin haklı olarak ayrı yaşadığı gerekçesi ile davacı eş için aylık 200,00 TL, müşterek çocuk için aylık 150,00 TL tedbir nafakasına hükmedilmiştir.
Davalı koca vekilinin temyizi üzerine karar, Özel Dairece yukarıda belirtilen gerekçelerle bozulmuştur.
Yerel mahkemece, önceki kararda direnilmiş; hükmü davalı vekili temyize getirmiştir.
Hemen belirtmek gerekir ki; davacı eşin haklı nedenlerle ayrı yaşadığı, müşterek çocuğun da davacı anne ile birlikte kaldığı hususlarında bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Uyuşmazlık; davacı kadın ve çocuk yararına hükmedilen nafaka miktarlarının davalının ödeme gücüne oranla yüksek olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
Evlilik birliği içerisinde eşlere tanınan hak ve yükümlülükler Türk Medeni Kanununun 185 ve devamı maddelerinde düzenlenmiş olup, 185. maddedeki düzenleme uyarınca, eşler; birliğin mutluluğunu elbirliğiyle sağlamak, çocukların bakım, eğitim ve gözetimine beraberce özen göstermekle yükümlü oldukları gibi birlikte yaşamak, birbirine sadık kalmak ve yardımcı olmak zorundadırlar.
Evlilik birliği içerisinde giderlerin ne şekilde karşılanacağı hususu ise 186. maddede düzenlenmiş olup, anılan yasa maddesinde eşlerin, birliğin giderlerine güçleri oranında emek ve malvarlıkları ile katılacakları hüküm altına alınmıştır.
Türk Medeni Kanununun 197. maddesinde ise birlikte yaşamaya ara verilmesi halinde alınacak önlemler düzenlenmiş olup, yasa maddesi "Eşlerden biri, ortak hayat sebebiyle kişiliği, ekonomik güvenliği veya ailenin huzuru ciddî biçimde tehlikeye düştüğü sürece ayrı yaşama hakkına sahiptir. Birlikte yaşamaya ara verilmesi haklı bir sebebe dayanıyorsa hâkim, eşlerden birinin istemi üzerine birinin diğerine yapacağı parasal katkıya, konut ve ev eşyasından yararlanmaya ve eşlerin mallarının yönetimine ilişkin önlemleri alır." hükmünü içermektedir.
Tüm bu hükümler göstermektedir ki, evlenmekle eşler birlikte yaşamak, birbirlerine yardımcı olmak ve birliğin giderlerini emek ve mal varlıkları ile birlikte karşılamakla yükümlü hale gelirler. Ne var ki, eşlerden biri, ortak hayat sebebiyle kişiliği, ekonomik güvenliği veya ailenin huzuru ciddi biçimde tehlikeye düştüğü sürece ayrı yaşama hakkına sahiptir ve birlikte yaşamaya ara verilmesi haklı bir sebebe dayanıyorsa hakim, eşlerden birinin istemi üzerine birinin diğerine yapacağı parasal katkıya, konut ve ev eşyasından yararlanmaya ve eşlerin mallarının yönetimine ilişkin önlemleri alır. Ayrıca, evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerin yerine getirilmemesi veya evlilik birliğine ilişkin önemli bir konuda uyuşmazlığa düşülmesi halinde eşler ayrı ayrı veya birlikte hakimin müdahalesini isteyebilirler. Hakim, bu halde Kanunda öngörülen önlemleri alır. Ayrı yaşama halinde gerek eş, gerekse müşterek çocuk için takdir edilecek tedbir nafakası da hakimin alacağı bu önlemler arasındadır.
Öte yandan, kanunun takdir yetkisi tanıdığı veya durumun gereklerini ya da haklı sebepleri göz önünde tutmayı emrettiği konularda hakim, hukuka ve hakkaniyete göre karar vermelidir(TMK md.4).
Nafaka miktarının belirlenmesi sırasında, özellikle gelirin düşük olduğu durumlarda nafaka alacaklısının ihtiyaçları ile nafaka borçlusunun ödeme gücü arasında bir dengenin kurulması oldukça zor olsa da; hakimin tarafların ekonomik ve sosyal durumları ile günün ekonomik koşullarını, nafaka alacaklısının ihtiyaçları yanında nafaka borçlusunun ödeme gücünü titizlikle değerlendirmesi, bu arada taraflardan birinin hastalığı ya da maluliyeti nedeniyle sürekli özel bakım gerektiren durumu varsa bu özel durumlarını da gözeterek "hakkaniyet" ilkesine uygun bir nafaka takdir etmesi gerekmektedir.
Yukarıda açıklanan yasal düzenleme ve ilkeler karşısında somut olay değerlendirildiğinde, nafaka yükümlüsü kocanın %86 oranındaki iş gücü kaybı nedeniyle malulen emekli olduğu, aylık 830,00 TL maaş aldığı, evlilik birliği içerisinde satın alınan konut nedeniyle aylık 420,00 TL ödeme yaptığı ve halen 57.815,00 TL borcunun bulunduğu anlaşılmakta olup, ayrı yaşam halinde evlilik birliği hukuken devam ettiğinden eşlerin birliğin giderlerine güçleri oranında katkıda bulunma yükümlülüğü de devam edeceğinden nafaka miktarı belirlenirken barınma ihtiyacının giderilmesi için satın alınan konut nedeniyle yapılan ödemelerin dikkate alınması gerektiği kurul çoğunluğu tarafından kabul edilmiştir. Ayrıca, davalının mevcut gelir durumuna göre, ödemekle yükümlü olduğu konut borcu ve nafaka dışında maaşından arta kalan kısımla kendi geçimini de sağlamak zorunda olduğu gözetilmelidir. Davalı kocanın maluliyeti nedeniyle bir işte çalışarak ek gelir elde etmesinin güçlüğü de ortadadır.
Bu durumda, tarafların gerçekleşen ekonomik ve sosyal durumları ile günün ekonomik koşullarına göre takdir edilen nafaka miktarları çok olup, mahkemece Türk Medeni Kanununun 4. maddesindeki hakkaniyet ilkesi de dikkate alınarak daha uygun miktarda nafakaya hükmedilmesi gerekmektedir.
Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, bir kısım üyeler tarafından hüküm altına alınan nafaka miktarlarının fazla olmadığı ve yerel mahkeme kararının onanması gerektiği ileri sürülmüş ise de; bu görüş yukarıda belirtilen gerekçelerle Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.
Hal böyle olunca, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
SONUÇ: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, 20.01.2016 gününde oyçokluğu ile karar verildi.