1. Hukuk Dairesi 2016/15266 E. , 2019/6596 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
DAVA TÜRÜ :TAPU İPTALİ VE TESCİL
Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece davanın kabulüne ilişkin olarak verilen karar davalı vekili tarafından yasal süre içerisinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 17.12.2019 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davalı vekili Avukat ... ile temyiz edilen davacılar vekili Avukat ... geldiler, duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
-KARAR-
Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
Davacılar, mirasbırakan babaları ...’un maliki ve paydaşı olduğu 168 ada 21, 22, 130 ada 6 ve 131 ada 2 parsel sayılı taşınmazlarını davalı oğluna satış suretiyle temlik ettiğini, devrin mirasçılardan mal kaçırma amaçlı, bedelsiz ve muvazaalı olduğunu ileri sürerek, tapu kayıtlarının iptali ile miras payları oranında adlarına tesciline, olmazsa tenkise karar verilmesini istemişler, yargılama sırasında davacılardan ... davadan feragat etmiştir.
Davalı, dava konusu taşınmazların öncesinde kendisine ait olduğunu, mirasbırakanın bankalar nezdindeki kredibilitesini arttırmak amacıyla taşınmazları mirasbırakana devrettiğini, mirasbırakanın da emaneten aldığı taşınmazları iade ettiğini, muvazaadan söz edilemeyeceğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davacı ... yönünden feragat nedeniyle davanın reddine, diğer davacı ... yönünden ise muvazaa olgusunun sabit olduğu gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerde; çekişme konusu 130 ada 6, 131 ada 2 parsel sayılı taşınmazların 1125/2400’er (eski 311 parselin 15/32 ) payı, 168 ada 21 ve 22 (eski 1187 ve 1188) parsel sayılı taşınmazların ise tamamı davalı adına kayıtlı iken 10.08.2001 tarihinde mirisbırakana, mirasbırakan tarafından da 24.10.2003 tarihinde tekrar davalıya satış suretiyle temlik edildiği, 1930 doğumlu murisin 16.12.2012 tarihinde öldüğü, geriye davacı kızları ... ve ... ile davalı oğlu Kazım’ın kaldıkları, başkaca mirasçının bulunmadığı anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere; uygulamada ve öğretide "muris muvazaası" olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (nitelikli-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada mirasbırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
Bu durumda yerleşmiş Yargıtay içtihatlarında ve l.4.1974 tarih 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere; görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de 4721 s. Türk Medeni Kanununun 706, 6098 s. Türk Borçlar Kanununun 237 (818 s. Borçlar Kanunun 213) ve Tapu Kanunun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.
Hemen belirtmek gerekir ki; bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle mirasbırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun için de ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, mirasbırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile mirasbırakan arasındaki kişisel ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
Somut olayda; davalı çekişmeli taşınmazların öncesinde kendisine ait olduğunu, mirasbırakanın emaneten aldığı taşınmazları iade ettiğini savunmuş, tanık beyanları davalının bu savunmasını doğrulamıştır. Her ne kadar mahkemece taşınmazları üçüncü kişiden satın alınırken bedellerin mirasbırakan tarafından ödendiğini gerekçe yapmış ise de, bu tarz bir iddianın yazılı delille kanıtlanması gerektiği kuşkusuzdur. Mirasbırakan tarafından davalıya yapılan temlikin mirastan mal kaçırmak amacıyla değil, hakkın teslimi anlamında gerçekleştirildiği sonucuna varılmaktadır.
Hal böyle olanca, davanın tümden reddi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.
Kabule göre de; muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı davalarda dava değeri, dava konusu edilen taşınmazların toplam değeri üzerinden davayı açan mirasçı ya da mirasçıların miras payına isabet eden değer olmasına rağmen mahkemece bu kural göz ardı edilerek taşınmazların tümünün değeri üzerinden harç ile avukatlık parasına hükmedilmesi de isabetsizdir.
Davalının yerinde bulunan temyiz itirazlarının kabulü ile, hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK"un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, 02.01.2019 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret Tarifesi gereğince gelen temyiz eden vekili için 2.037.00.-TL. duruşma vekâlet ücretinin temyiz edilenden alınmasına, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 17/12/2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.