1. Hukuk Dairesi 2019/2099 E. , 2020/4710 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ:ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
DAVA TÜRÜ: TAPU İPTALİ VE TESCİL
Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece davanın kabulüne ilişkin olarak verilen karar bir kısım davalılar vekili tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi ..."nün raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;
KARAR-
Dava, yolsuz tescil hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir. Davacı, Mahalli İskan Komisyonu"nun 29/06/1998 tarihli kararıyla 2510 sayılı Kanun uyarınca göçebe olması nedeniyle aile temsilcisi davalı ..."in hak sahibi sayılmasına karar verildiğini ve buna bağlı olarak dava konusu 436 parsel sayılı taşınmazın adı geçen davalı ve ailesi olan diğer davalılar adlarına 26/10/2007 tarihinde tescil edildiğini, başvuru tarihinden önce davalı ..."in Bağ-Kur kaydının bulunduğunun tespit edildiğini, tespit üzerine davalıların göçebe olmadıkları gerekçesiyle Mahalli İskan Komisyonu"nun 15/06/2011 tarih ve 2011/51 sayılı kararı ile davalıların hak sahipliklerinin iptaline karar verildiğini, davalıların hak sahipliğinin iptali kararına karşı iptal davası açtığını, ... İdare Mahkemesi"nin 04/06/2012 tarihli kararı ile davanın açılmamış sayılmasına karar verildiğini, Mahalli İskan Komisyonunun iptal kararının halen geçerli olduğunu, davalılar adına olan kaydın yolsuz hale geldiğini ileri sürerek çekişme konusu 436 sayılı parselin tapu kaydının iptali ile Hazine adına tescilini istemiştir. Davalı ..., hak sahipliğinin iptaline ilişkin kararın kendilerine tebliğ edilmediğini, yine kendileri tarafından açılmış bir davanın da bulunmadığını, ayrıca 5543 sayılı İskan Kanununa eklenen geçici 7. maddenin üçüncü fıkrasında mülga 2510 sayılı Kanun döneminde hak sahibi olanların hak sahipliklerinin herhangi bir koşul aranmaksızın devam edeceği hükmünün düzenlendiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.Diğer davalılar, usulüne uygun tebligata rağmen davaya cevap vermemişlerdir.Davanın reddine ilişkin olarak verilen karar Dairece “...Her ne kadar, Mahalli İskan Komisyonunun hak sahipliğinin iptaline dair karar, davalılara tebliğ edilmemiş ise de, davalıların Hatay İdare Mahkemesi 2011/1746 Esas sayılı dosyası üzerinden kararın iptali istemi ile dava açtıkları, davanın açılmamış sayılmasına karar verildiği ve 10/09/2012 tarihinde temyiz edilmeksizin kesinleştiği dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Bu durumda, iptal kararından davalıların haberdar oldukları kabul edilmelidir. Hâl böyle olunca; davalılar adına olan tahsis işlemi iptal edildiğine ve bu iptal kararı kesinleştiğine (artık tescilin dayanağı ortadan kalktığına) göre mevcut kaydın yolsuz tescil durumunda bulunduğu gözetilerek davanın kabul edilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile davanın reddine karar verilmesi doğru değildir...” gerekçesiyle bozulmuş, bozmaya uyularak yargılama neticesinde mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir. Bilindiği üzere, 5543 sayılı İskan Kanunu’nun Geçici 7/3.maddesinde, “ Mülga 2510 sayılı Kanuna göre hak sahibi olanların hak sahiplikleri herhangi bir koşul aranmaksızın bu Kanuna göre devam eder.” düzenlemesi yer almaktadır. Öte yandan, bir mahkemenin Yargıtay Dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda kendisi için o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak yine o kararda belirtilen esaslar gereğince hüküm verme yükümlülüğünün meydana geleceği 09.05.1960 gün 21/9 sayılı Yargıtay İnançları Birleştirme Kararı gereğidir. Usuli kazanılmış hak olarak tanımlayabileceğimiz bu hal, usul hukukunun vazgeçilmez temellerinden birisi olup, kamu düzeni ile ilgilidir. Ne var ki, usuli kazanılmış hak kuralının istisnalarından birisi de yanılgıya dayalı bozma kararına uyulmuş olmasıdır.
Bu kapsamda vurgulanmalıdır ki, maddi hataya dayalı olan bir bozma kararına uyulmuş olunması halinde usuli kazanılmış hakka değer verilmesi mümkün değildir. Maddi hataya dayalı bozma kararına uyulmuş olması itibariyle kazanılmış hakkın bulunmadığından söz edilebilmesi için ancak Yargıtay Dairesinin vardığı sonuç, her türlü değer yargısının dışında, hiçbir suretle başka biçimde yorumlanamayacak, tartışmasız ve açık bir maddi hata olarak belirlenmelidir. Somut olayda, yukarıda açıklanan yasal düzenlenmeler karşısında çekişme konusu 436 parsel sayılı taşınmazda davalıların hak sahipliği 5543 sayılı İskan Kanunu’nun Geçici 7/3. yasal hükmü ile herhangi bir koşul aranmaksızın bu Kanuna göre devam edeceğinden Dairenin 27.09.2017 tarih ve 14390-4708 sayılı bozma kararında davanın kabulünün belirtilmiş olması maddi yanılgıya dayalıdır. Hal böyle olunca, 12.07.2013 tarihinde kabul edilen 6495 sayılı Kanun ile 5543 sayılı İskan Kanunu’na eklenen Geçici 7/3.maddesinde yer alan düzenleme dikkate alındığında davalıların hak sahipliklerinin kayıtsız şartsız devam edeceği gözetilerek davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir. Davalıların yerinde bulunan temyiz itirazlarının kabulü ile, hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK"un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 01.10.2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.